Haberler

120 YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ? KALORİ KISITLAMA DENEYLERİ ARAŞTIRMASI

120 YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ? KALORİ KISITLAMA DENEYLERİ ARAŞTIRMASI

 

Bir insanın 120 yıl yaşabilmesi mümkün mü? Kulağa aslında çok hoş ama inanması da bi o kadar çok güç geliyor binde bir insanda olabilecek bir şeymiş gibi yani istisnai bir durum gibi Buna erişenler var olduğunu duymak dahi uzun ömürlü yaşamanın  mümkün olduğunu gösteriyor. Diğer bir açıdan ise zaten bilimsel olarak insan ömrü 120 yıl civarında. Ancak biz bu süreyi yanlış alışkanlıklarla, doğadan uzaklaşarak kısaltıyoruz. Modern yaşam, stres, beslenme bozuklukları, çevre kirliliği gibi faktörler buna yol açıyor. Yani kendi ömrümüzü kendimiz törpülüyoruz. söyle ki bütün memeliler için bir kural var. İskelet gelişimini tamamladığı yaşı yediyle çarptığımızda o canlının yaşam süresi ortaya çıkıyor. Örneğin bir memeli gelişmesini iki yılda tamamlıyor. Bunu yediyle çarptığınızda çıkan 14 onun yaşam süresidir. İnsan gelişimini 18-20 yılda tamamlıyor olacağını düşünürsek . Yediyle çarptığınızda 120′yi bile geçiyor. Diğer memeliler belirlenen süreye ulaşıyor, çünkü evrimin, doğanın öngördüğü biçimde yaşıyorlar. İnsan ise sürekli doğaya başkaldırıyor.

İnsan ömrü bebeklikle başlayıp arkasından çocuklukla devam eder yani büyümeye ve gelişmeye devam ederiz insan yaşamında kendi bedeni ve yaşı büyüdükçe de yaşamsal döngüsü zorluk derecesi de o kadar büyür çocukluğun bize verdiği küçük sevinçler, çok küçük şeylerden mutlu olabilme duygusu, sevdiklerinizin etrafınızda olması ve en güzeli çocuk sağlığımız, dünyayı bize çok daha güzel gösterir, olaylarla ve dünyayla ilişkileriniz rengarenktir, yaşamınız her parçasında ayrı bir güzellik barındıran masal ülkesi gibidir. Yani her şeyin tos pembe olduğu bir dünya, Sevinçler ve üzüntüler de çocuk dünyamızda kısa sürelidir. Bir anda değişebilen çocuk yüzlerini  görürüz. Kin, nefret ve intikamla daha tanışmamış olduklarındandır. O çocuk dünyalarda sevgi vardır. Çocukluğu doyasıya yaşamak vardır. Yani hayatın tadı ve anlamı


             Gençlik yaşları ise hayatın sorumluluklarıyla, yavaş yavaş üzüntüleriyle tanışma dönemidir. Aşklar vardır, kimi zaman umutsuzlukla biten, boynumuzu eğdiren. Çevremizi ve ailemizi daha farklı biçimde algılayabiliriz. Çünkü çocuk gözlerimiz değişmeye başlamış, çevremizdeki çocuk yüzler kaybolmuştur. ardından kanlı geçen günlere girdiğimizde, yaşamımıza anlam veren iyi ve kötü günlerimizi birlikte yaşadığımız, sevdiğimiz insanların bir bir kaybolmaya başladığını görürüz. Her acının da onlarla beraber  dünyamızdan çok büyük parçalar kopardığını görürüz. Unutmak için, zaman bunun ilacıdır deseniz de çocuk ve gençlik ruhunuzun bu acılarla donatıldığını görürüz. Zaman ilerledikçe yaş ve bedenimiz büyüdükçe de asıl sorunun nerden kaynaklandığını anlamaya çalışırız ama parçaları bir türlü yerine koyamayız bir şeyler değişmeye başlamıştır yani çocukluk ve gençlik dönemimiz gibi değlizdir yediklerimiz içtiklerimiz bedenimiz her şeyimiz değişmeye başlamıştır yani bi nevi yaşamsal enerjimiz düşe geçmiştir hiçbir şey eskisi gibi olmadığına göre yanlış nerede sorunun cevabını bulmakta bizim için çokta zor olmasa gerek o çocuk dünyamızı çocuk masumiyetimizi tazeliğimizi tekrar geri getiremeyiz belki ama en azından en azından şunu bilmek gerek ki cocukken ki nabızla gençlik döneminden sonra ki nabız farklı atmakta v bizlerde oz aman nabza göre şerbet vermek durumundayız  yani çocukken gençken büyüme gelişme çağında olduğumuz gibi yemeye devam eder vede bunun üzerine o cocuk pembe düşleri yakalayamasak kendimizi hepten törpülemiş oluruz gelişme çağımızı tamamladıktan sonrada ömrümüze ömür katmak istiyorsak ta nabzımızı iyi tutmamız gerekir. Çünkü bu gençlik dönemin birde yaşlılık dönemi var eğer o günlere sağlıksız bir şekilde giriş yapar isekte sonumuzda biz başkasına muhtaç kalmaktan öteye gitmez nitekim hasta bir annenin “Azrail’e Rica” diye yazdığı dizelerinde bunu kolayca anlamak mümkün.
Canımı alırsın bilirim melek / Aciz, taciz edip ele düşürme / Aklımı başımdan almadan felek / Beni suç işletip dile düşürme / Bilirim borcum var sana bir nefes / Dünya bir serüven, has yerinde kes / Sevilir durumda bıkmadan herkes / İtilir, atılır hale düşürme... bir nefes kalacak ömrümüzü erken yaşlarda boşa tüketmekte ömrün son çekiş pilidir zannımca…

Neden yaşlanıyoruz? Bunu açıklayan 300 teori var. Hepsinin birleştiği noktalar, stres, aşırı besin tüketimi, sigara, hormon bozukluğu vb. Örneğin tiroid normal çalışmazsa kişi ya çok şişmanlar, ya zayıflar. Sinirli olur, saçları dökülür, tırnakları kırılır, uykusuzluk oluşur. Hormonlar bozulduğu zaman dengemiz de bozuluyor. Evrim hava karardığında insanın yatması, aydınlandığında ise uyanması şeklinde işler. Normalde hava karardığında vücut uykuyu getiren melotonin hormonunu salgılar. Böyle olunca uyuyoruz. Ancak günümüzde uyunması gereken yerde yaşlanma Kişiden kişiye değişiyor. Ama yaşlanma çocukluk çağında başlıyor. Bir çocuğu sürekli kızarmış patates, nişasta türevi şeylerle beslediğinizde yaşlanma sürecini başlatıyoruz. Trafik kazası geçiren gençlerdeki araştırmalar, damarlarında plak oluşumunun başladığını gösteriyor. Uykusuzluk, alkol, stres gibi faktörlerin etkisi sonradan ortaya çıkar. Her şey aslında kendi elimizde bir insanın ömür törpüsüde ancak kendisidir. Nasıl yaşadığımızı görmek bilmek istiyorsak yaşam kalitemizi ölçmek istiyorsak ta öncelikle yediklerimize yani ruh dengemizi değiştirecek olan şeyleride gözden geçirmek gerekiyor yani “Uzun ömür mü, kaliteli yaşam mı?” Cevabı: “Kaliteli yaşamı içinde barındıran uzun ömür” dür.

Günlük kalori miktarını kısarak yaşam süresini uzatmak mümkün. Bilim adamları açlık çekmeden aç kalmanın yollarını arıyor.kalori miktarını azaltarak maymunların ömrünü uzattı. ABD'deki Florida Üniversitesi'nden Barbara Hansen, St Louis kentindeki bir bilim toplantısına sunduğu bildiride, maymunlara verdikleri günlük kalori miktarını yüzde 30 azaltarak, hem hayvanları forma soktuklarını, hem de ömürlerini aynı oranda uzattıklarını bildirdi. Hansen'in bildirisinde anlatıldığına göre, bir grup maymuna aynı şartlar altında aynı gıda rejimi uygulandı. Ve görüldü ki, hayvanların bazıları zayıflarken, bazıları şişmanladı, bazıları da şeker hastası oldu. Bu farka genetik yapının yol açtığını belirten Hansen, bu gıda rejimi çerçevesinde maymunlara verilen günlük kalori miktarını uzun süre yüzde 30 oranında azaltınca da hayvanların ortalama ömrünün yüzde30 oranında uzadığını tespit ettiklerini belirtti. Hansen'e göre, kalori miktarının düşürülmesiyle 23 yıllık ortalama ömür 30 yıla çıktı.

Bir başka açıdan bakacak olur isekte Opera sanatçılarının şişman olması gerektiğine inanılır. Oysa Simon Fraser Üniversitesi'nden 25 yaşındaki opera bölümü öğrencisi Jamis Gifford , o kadar zayıf ki, opera temsillerinde üzerine kostüm uydurmak neredeyse imkansız. Bir düello sahnesinde ölmesi gerektiğinde, yere usturuplu düşmeye gayret ediyor. Aksi takdirde her tarafı çürüyor ve morarıyor. ''Yeterli miktarda koruyucu yağ tabakasına sahip olmadığım için vücudum darbelere karşı çok duyarlı'' diye konuşan Gifford, 1.80 metre boyunda ve 63 kilo.

Gifford, gerçek yaşamında ölümünü geciktirmek için rol icabı ölmesi gerektiğinde yaralanmayı göze alıyor. Bundan 6 yıl önce izlediği bir televizyon programında, su biti, solucan ve kemirgen gibi hayvanların az yedikleri zaman ömürlerinin uzadığını öğrenmiş. Normal olarak 40 ay yaşayan fareler, normalden yüzde 60 oranında daha az beslenirlerse yaşam süreleri 56 aya çıkabiliyor. Şu günlerde Gifford ortalama 1500 kilokalori ile idare ediyor. Bu miktar kendi boyutlarında birinin yediklerinin yüzde 50'sine eşit. Eğer bu miktarda bir gıda rejimi, fareler üzerindeki etkiyi yaratırsa, Gifford'un 150 yaşına kadar yaşaması gerekir. Bu da 1997 yılında 122 yaşında ölen Jeanne Louise Calment'in dünyanın en yaşlı kadını ünvanını yitirmesi anlamına geliyor.

Kalori kısıtlamasının yaşamı uzattığı ilk kez 1935 yılında ortaya çıktı. Şimdi Massachusetts Institute of Technology'den Leonard Guarente ve çalışma arkadaşları, SIR2 adı verilen genin bu konuda en önemli rolü üstlendiğini kanıtlamaya çalışıyor. Maya hücrelerinin daha uzun yaşamasına neden olan bu gen kalori miktarındaki kısıntıyla yakından ilgili.''Enerji ve metabolizma arasındaki bağ inanılmaz derecede karmaşık'' diye konuşan Guarente, bu konudaki araştırmalarından elde ettiği sonuçları saygın bilim dergisi ''Nature''da geçtiğimiz ay yayımladı. SIR2'nin enerji ve metabolizma arasındaki anahtar gen olması durumunda, öğün atlamadan uzun yaşamı garantilemek isteyenlerin hedef geni olmaya aday.

SIR2'nin pek çok organizmada bir muadili olmasına karşın, kalori kısıntısının insanlarda uzun ömre yol açıp açmadığından henüz kimse emin değil. Maryland Üniversitesi'nden Barbara Hansen primatlar üzerinde yürütülen üç çalışmanın bu konuyu aydınlığa çıkartabileceğini söylüyor. Hansen'in 29 yaşındaki rhesus maymunları şimdiden benzerlerine oranla 6 yıl daha uzun yaşamış durumdalar. Bunların maksimum yaşam sürelerine göre daha uzun yaşayıp yaşamadıklarına karar verebilmek için 12 yılın daha geçmesi gerekir. Enerji kısıtlamasına gidilmemesine karşın bugün uzun yaşam rekoru 40 yaşındaki bir rhesus maymununa ait. 29 yaşındaki maymunlarda kan glükoz, insülin düzeyi, tansiyon, kan lipidi, kolestrol ve vücuk sıcaklığı normalin altında seyrediyor.

Biosphere 2 adı verilen deney (Arizona çöllerinde 1.2 hektarlık bir arazi üzerine kurulu balonda, çevresinden soyutlanmış bir ortamda kurulan ekosistem) bu konuya da açıklık getirmesi bakımından önem kazanıyor. Biosphere'de yaşayan insanlar kalorisi kısıtlı yiyecekler yedikleri zaman kan lipidi, glükozu ve insülini kemirgenlerde olduğu gibi düşme eğilimi gösterdi.

Biosphere sakinleri çevrelerinden tümüyle soyutlandıkları için ''çevresel caydırıcıların'' etkisinde kalmama şansına sahipler. Oysa normal yaşamda insanları yeme zevkinden mahrum etmek neredeyse imkansız. Pek çok insan keyifli ancak kısa yaşamı, dünyevi zevklerden arınmış uzun bir yaşama tercih edebilir. Bilim adamları kısıtlı kalorinin vücudumuzu nasıl etkilediğini ortaya çıkarttığı zaman, hem az yiyip hem de açlıkla birlikte gelen sıkıntıları çekmemek mümkün olabilecek. Ancak bu mekanizmayı tüm yönleri ile anlamanın zorluklarına dikkat çeken Hansen, şöyle konuşuyor:''Kalori kısıtlaması vücudumuzda çok büyük değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişiklikler birbirine bağlı olduğu için tek tek ayıklamak çok zordur.''

Kabul gören kuramlardan biri az yemenin serbest radikallerin yol açtığı hasarları azalttığı yönünde. Serbest radikaller, yağ ve karbonhidratların parçalanması sırasında oksijen kullanıldığı zaman ortaya çıkan zararlı bir unsur. Diğer bir kurama göre de, kalori kısıtlaması insülin sinyal yolları üzerinde çok kritik bir rol oynar. İnsülin sinyal yolları, glükozun vücut tarafından nasıl kullanacağını düzenler. San Francisco, California Üniversitesi'nden Cynthia Kenyon ve çalışma arkadaşları solucanlarda bulunan ve adına Daf-2 denilen bir genin mutasyon geçirdiği zaman solucanın ömrünü 2 hatta 3 katına çıkarttığını keşfetti. Daf-2'in solucanlardaki rolü ile, insanlardaki insülin reseptörünün oynadığı rol arasında bir paralellik kurulabilir. Kolori kısıtlamasına tabi tutulan hayvanların şeker veya benzeri hastalıklara yakalanma olasılığı çok düşük olduğu için, glükoz metabolizmasını düzenleyen genler ile yaşlılık genleri arasında çok yakın bir ilişki olduğu düşünülebilir.

Wisconsin Üniversitesi'nden Richard Weindruch , açlıktan ölme derecesine vardırılan bir rejim sonucu değişime uğrayan genleri ortaya çıkartmak için çok büyük uğraş verdi. Weindruch ve arkadaşları 5 aylık ve 30 aylık farelerin kas hücrelelerindeki 6347 genin faaliyetini ölçtü. Daha yaşlı farelerdeki 58 genin faaliyetinin iki katına çıktığı görüldü. Diğer 55 gen ise bunun yarısı kadar faaldi. Genç yaşta perhize sokulan farelerde, gen faaliyetlerinde yaşlanmayla ortaya çıkan değişikliklerin ertelendiği görüldü. Bu da açlık rejiminin, metabolizmada gençlik özelliklerini çağrıştıran değişikliklere neden olması anlamına geliyordu. Açlık rejiminin yaşlanmayı geciktirmesi olgusunun altında çok sayıda genin yatması, kalori kısıtlaması ile aynı etkiyi yaratacak bir ilacın peşindeki ilaç şirketlerini hayal kırıklığına uğrattı. Los Angeles, California Üniversitesi'nden Roy Walford adında bir biyolog bu konuda iyimserliğini koruyor. ''Büyük bir olasılıkla bu çoklu değişimin altında birkaç önemli değişiklik yatmaktadır'' diye konuşan Walford, ''Metabolizma bir piramide benzer. En üstte birkaç anahtar değişiklik aşağı doğru inerken etki alanını genişletir ve yaşamı uzatır'' diyor. Walford'a göre bu üst düzey değişiklikler evrim boyunca özelliğini korumuştur.

Bu noktada devreye Guarente ve uzun ömürlü mayası giriyor. Guarente, SIR2'nin diğer genleri nasıl ''susturduğunu'' incelerken bu üst düzey değişikliklere rastlamış olabileceğini belirtiyor. Bu susturma işlemini incelerken, DNA'nın hücrenin çekirdeğinde nasıl depolandığını bilmek gerekiyor. Kromozomlarımızı oluşturan DNA'ların uzun kolları, ortalıklarda sallanıp durmaz; bir makaraya sarılı pamuk ipliği gibi, histon denilen protein disklerine sarılı olarak bulunur. Bu diskler DNA iplikleri boyunca gevşek bir şekilde yer alır, ya da sıkışık bir şekilde dizilmiştir. Kromatin (sarılı haldeki DNA) birbirine sıkıca bağlı ise genler dış etmenlerden etkilenmez, çünkü gen faaliyetini kontrol eden proteinler DNA'nın yakınına bile sokulamaz.

SIR2'nin genleri nasıl susturduğu hala gizini korumakla birlikte bilim adamları bu konuda birkaç kuram oluşturmuş. ''Histon kuyrukları'' DNA'nın sarılı olduğu disklerden dışarı çıkan uçlarıdır. Gevşek olarak dizilmiş bir kromatinde, çok sayıda asetil gurubu bu kuyruklara bağlanır. Oysa sıkıca dizili kromatin üzerine daha az sayıda asetil yapışır. Bundan da şu sonuç çıkar: Asetil guruplarını ortadan kaldırmak kromatini bir şekilde sıkılaştırmak anlamına gelmektedir. Bu sonuca ulaşmak için pozitif yüklü kuyrukların negatif yüklü DNA'lara yapışması sağlanır.

Susturulan genler

1996 yılında keşfedilen bir enzim, asetil guruplarını yok etme kuramını destekler nitelikte. Bu enzimler asetil guruplarını histonlara ekler veya çıkartır. Bazı araştırmacılar SIR2 proteinlerinin asetil guruplarını yok ettiğini iddia etse de, birbiri ardına yapılan deneyler bu sonucu desteklemedi. Geçen yıl Pittsburg Üniversitesi'nden Roy Frye ve Harvard Tıp Fakültesi'nden Danesh Moazed, SIR2'nin genleri asetil guruplarını ortadan kaldırarak değil, ADP-riboz denilen kimyasallara bağlanarak susturduğunu ileri sürdü. Vücutta ADP-riboz, NAD 'ın (metabolizmada önemli bir rol oynayan molekül) parçalanmasıyla oluşur. NAD oksidasyon sağlayıcı bir unsurdur ve glikoz parçalandığında ortaya çıkan enerji bakımından zengin elektronları tuzağa düşürür ve enerjiyi hücrenin kullanabileceği şekle dönüştürür.

Mutasyon geçirmiş maya üzerinde yapılan ileri deneyler, genlerin susturulmasında, asetillerin ortadan kaldırılması işleminin çok önemli olduğunu gösterdi. Guarente'ye göre SIR2 ve NAD'ın birlikte hareket ederek yarı açlık (veya yarı tokluğun) ile uzun yaşam arasındaki doğrudan ilişkiyi kurmuş olabileceği olasılığı çok yüksek. Guarente, ''Açıkça, enerji, SIR2 ve yaşlanma arasında çok sıkı bir ilişki olduğu görülüyor'' diyor.

Ne var ki Guarente, az yiyip genç kalma olgusunu açıklarken genlerin susturulması kuramına çok fazla güvenilmesini doğru bulmuyor. Öncelikle maya, ve diğer hayvanların yaşlanma süreci birbirinden farklı bir yol izliyor. Ayrıca SIR2'nin gen susturma özelliği mayada işe yararken, memelilerde etkili olmayabilir.

Tüm bu çalışmalar SIR2'nin, kalori kısıntısı ile yaşlanma arasındaki ilişkiyi açıklamakta ne denli önemli bir etmen olduğunu ortaya çıkartmayı hedefliyor. Bu arada İngiltere'de Gifford ve Phil Harris gibi kişiler, bilimsel çalışmaların sonuçlanmasını beklemeden açlığa talim etmeyi uygun bulmuşlar. Harris şöyle düşünüyor: ''Biraz üşümek, biraz açlık hissetmek uzun bir gelecek için küçük bir bedel. Uzun yaşamak için daha zor koşullara bile razıyım…

ALDIĞIMIZ BESİNLERİN FAZLALIĞI, KALORİLER VUCUDUMUZDA YAĞ DEPOLANMASINA DEDEN OLUYOR HATTA VÜCUDUMUZ BU ENERJİYİ YAKMAYA ÇALIŞARAK FAZLA ÇABA GÖSTERİYOR. KALORİ KISITLAMASINI BU NEDENLE SAĞLIKLI YAŞAM SÜRESİNİN UZATILMASI ADINA MANTIKLI BULUYORUM.
AZ KALORİ, SAĞLIK, HUZUR, MUTLULUK

Kalori Kısıtlama deneyleri göstermiştir ki, Bugün bazal metabolizma ihtiyacını olan enerjiyi sadece besinden almaya kalkmak  vücudumuz için yapılacak en büyük kötülüktür. Bazal metabolizma ihtiyacının en çok %60’ı besinlerden karşılanması gerekir ki, Kalori kısıtlama deneylerinde çok açık görüldüğü gibi bize doğru diye dayatılan miktardan %25 ile %40 arasında daha düşük kalori ile beslenenlerin daha sağlıklı ve daha uzun ömürlü kaliteli bir yaşam için gerekli olduğu ispatlanmıştır.

Sağlıklı hızlı ve kalıcı zayıflamak için Gelişerek Değişim bu anlamda çok anlam kazanıyor.

Bedeninizi ve gerçek fiziksel ihtiyacınızı bilmek ve tercihlerinizi ona göre yapmak size değer katacaktır.

Sağlıklı kilo vermenin yolları hk performans sunumları ile ortaya çıkan Zayıflama okulu Eğitimlerinde mevcuttur. Bilinçli Hızlı kilo vermek pek çok değer için çok daha sağlıklıdır.

HK Performans Eğitim konusu KALORİ KISITLAMA DENEYLERİ

Üye ve HK performans Eğitmen yorumları için teşekkürler.

« Geri