% 100 Memnun Kaldığımız”... Ben hiç almamıştım; bu bir “İlk”… 10 KG. (RESİMLİ)

     
    
   
 


İlk-Son Kilo ve cm Farkları 9,7 kg Bel: 6 cm Bsn: 8 cm Gğs:10 cm
T. Başarı Oranı (V.A. %' si) 14.06 7.50 7.55 10.75


ÜYENİN PROGRAM SONRASI  "KİLOBEKCİLİĞİ" YORUMU


Çocukluğumun buruk vedalaşmaları geldi aklıma. İçinde sadece çocuksu mutlulukların, ani heyecanların, gizem, oyun ve maceranın olduğu çıkarsız paylaşımlar sonra... Sevgiyle ışıldayan, kahkahayla çınlayan, kimi zaman da gözyaşlarıyla ıslanan o en güzel zamanlara döndüm. Çocukluğum ve çocukluk arkadaşlarıma… Babam memurdu benim; birkaç yılda bir ev, okul ve şehir değiştirmek durumunda kalırdık. En çok da ayrılıklar üzerdi beni, sevdiğim arkadaşlarımdan kopuşlar delerdi içimi. Bu ergin yaşımda böylesi karşı konulmaz bir burukluğu yaşarken şimdilerde, tanıtayım istiyorum arkadaşlarımı; anlatayım istiyorum “gizem, heyecan, değişim, gelişim, sevgi, merak, ilgi, destek ve anlayış”la örülü arkadaşlığımızı…

Kilobeçisi” diyorlar kendilerine. Herkes gibi ben de yadırgadım başlangıçta, hatta soğuk ve mesafeli buldum bu isimlendirmeyi... Daha ilk “merhaba”da geçti bütün kaygılarım. Çok nadirdir birkaç cümleden sonra kendimi “saygın, güvenilir, kendinden ve yaptıklarından emin, dost” insanların içinde hissettiğim…

Öyle önyargılarla doluyuz ki, yaşadığımız koşullar bizi öylesine güvensiz yapmış ki ve hatta gerçekten yapmak zorunda ki; öncelikle şüpheyle yaklaşıyoruz bilinmezliklere. İlk kez itiraf ediyorum, ben de önce inanmadım. Ara sıra aklıma geldikçe, yeniyi ve çözümü arayışta aynı kısırdöngüye düştükçe, ben de aylarca ziyaret ettim vucudunsifresi sitesini. “hadi canım, olur mu böyle bir şey” dedim, “maddi beklentilerle, çözüm arayan insanları etkilemeye yönelik yeni girişimlerdir” dedim. Mantığım böyle bir sistemin varlığını; bu kadar çözüm odaklı işletilebileceğini ve başarı garantisini kabul etmek istemiyordu bir türlü... O karar veremediğim, işlerliğinden emin olamadığım aylarda “teknoloji harikası” diye başlayan bir sürü yeni bölgesel zayıflama aleti denedim ve hatırı sayılır paralar ödedim. Sonuç alamadığım diyetleri yapmak bir işkence, egzersiz ise bir türlü vakit ayıramadığım bir faaliyet olmuştu benim için o dönemler çünkü.

Son denemem gerçekten bir fiyaskoydu. Uluslararası literatüre girmiş, hem RF (radyo frekansı), hem Laser, hem de Lenf Drenaj masajı yapan bir aletle sözüm ona iki beden incelme sağlanacaktı. Sunulan büyük vaatlere aldanarak, yaklaşık iki ay boyunca haftada üç gün devam ettiğim seanslara ciddi paralar ödemiştim. Sonuçta 69 kg. olarak başladığım programı 70 kg. olarak tamamladım. Ölçüm sonuçlarına göre sadece iki bacağım arasındaki 1 cm.lik fark yok olmuştu, “neyseki cihazın en azıdan bir faydası oldu” diye sinirden kötü espriler yaptım oradaki görevliye. Güler misiniz, ağlar mısınız?

Her şey bir yana, bir yerlerde ciddi bir hata yaptığım aşikardı. Son birkaç yılda zayıflama ve bölgesel incelmeye yönelik neredeyse bilinen tüm yöntemleri denemiş ve “bir arpa boyu” kadar bile yol alamamıştım. O dönem www.vucudunsifresi.com sitesinde Halil Kargulu Bey’e ait merakla okuduğum makalelerde, benim de dönüp dolaşıp geldiğim noktadan; mevcut sistemlerdeki hata ve kısırdöngülerden bahsediliyordu. Diğer konu başlıklarını ve içeriklerini de okudum defalarca. Tüm anlatılanlar yadsınamayacak kadar doğru olduğu halde neydi beni “kilobekçiliği” sistemine karşı tutan, elimi kolumu böylesine bağlayan?

Başaranlar” kısmı sayfanın en sık incelediğim bölümlerindendi. Farklı yaş, cinsiyet, kültür, iş, eğitim ve çevreye mensup bir sürü üyenin mektuplarıyla doluydu. Her birinin ortak yanı;

“minnet” duygusuyla yazılmış ve sürecin “başarılmış” olmasıydı; ve hatta “başartılmış”

Minnet duygusundan bahsedeyim önce; sözlük anlamına göre minnet veya şükran; “bir insanın aldığı yardımdan dolayı duyduğu hoşnutluk duygusudur, genellikle teşekkür etme yoluyla ifade edilen bir duygudur.”

Psikologlara göre kişinin duyduğu minnet duygusunun miktarı aşağıdaki unsurlara bağlıymış:

Alınan yardımın, yardımı kabul eden kişi açısından önemi,

Yardımın, yardımı yapan kişiye maliyeti,

Yardımın zorunluluk olmadığı halde verilmiş olması,

Kabul edelim ki bu ücretli bir yardım. Ben “profesyonel danışmanlık hizmeti” olarak nitelendiriyorum. Aldığımız hizmetin değeri manevi olarak ölçülemez ama maddesel karşılığının kısmen de olsa ödendiği bir sistem. Program bitiminde kendime çok sordum, öyle farklı alanlarda hizmet alıyoruz ki bedelini ödeyerek günlük yaşamlarımızda; para ödediğimiz halde “minnet” duyduğumuz, “dostane bağlarla sımsıkı sarıldığımız”, “inandığımız”, “güvendiğimiz”, “neticesinden %100 memnun kaldığımız” ve sonuçlarında “değişim, gelişim, başarı ve özgüven” hazzı yaşadığımız kaç tane hizmet aldık şimdiye dek? Ben hiç almamıştım; bu bir “İlk”…

Üye olmaya bir türlü karar veremediğim o son günlerde Halil Bey’in bir yazısında bahsettiği “ruhen doymak” kavramı dikkatimi çekmişti. Biraz da felsefi bir yaklaşımla “hiç olmazsa” demiştim, “hiçbir şey olmazsa, ruhen doymak neymiş belki öğrenirim.” Ve öyle başladı serüvenim. Sağolsun onu da öğretti arkadaşlar…

 

Bir ayrılık mektubu yazmaya başlamıştım ilk satırlarımda. Kimden, nasıl, neden derken yaşadığım süreci özetleyegeldim. Biliyorum benden önce de çok duydunuz benzeri sözcükleri… Sizi son kez selamlamadan önce, bir kez de ben sunmak istiyorum hepinize minnetimi, sevgimi ve güvenimi…

Sen değerli dostum Alkan; bilginle, yüreğinle, deneyimlerin, içtenliğin ve tüm nezaketinle bana “yol gösterici” oldun, en çok seni özleyeceğim…

Sevgili Oya Hanım, üye olmaya karar verdikten sonra uygulamaya koyduysam eğer, bu sizin başlangıçtaki sıcak ilginizle oldu. “iyi ki oldu”, çok sağolun...

Kendimi çok kötü hissettiğim bir gecede bana ne kadar büyük bir iyilik yaptığının farkında bile değildin Eylül; “iyi ki oradaydın”…

Doğumgünümde Alkan Bey’le kutlamıştınız beni Emir Bey, ne kadar mutlu olmuştum, Nöbetçi olduğunuz bir gecede değerli yorumlarınızla içimi aydınlattınız, Biliyorum siz de “vazgeçilmezlerdensiniz”.

Hakan Bey, sizi “zeytin hikayesi” ile anımsayacağım daha çok; başlangıç aşamasında olan bir üye için daha güzel bir anekdot olamazdı. Net tavrınız ve özgüveninizle moral verdiniz, motive ettiniz.

Elif, sen de daha fazla tanımak istediğim ancak sadece birkaç kez karşılaştığım o çok özel insanlardansın… İlginle başlangıç telaşlarımı, sabırsızlığımı yendim.

Ve siz Halil Bey… söyleyecek sözcük bulmakta gerçekten zorlanıyorum. Yaklaşım tarzınız, ilginiz ve cesaretinizle bence en zor savaşı siz verdiniz. Böylesi özel bir sistem geliştirerek ve bunu mükemmel şekilde işleterek, çok önemli bir sorunun çözümüne yönelik dünyada bir ilki gerçekleştirdiniz. “Kilobekçiliği” kavramının ülkemizden tüm dünyaya yayılması en az sizin kadar benim de hayalim ve gururum olacak.

 

Yaşamıma katkılarınızı hiç unutmayacağım. “İyi ki varsınız!”… Sonraki dönemlerde kendimi ve dostluğumuzu tazeleyeceğimiz yeni kürlerde buluşmak dileğiyle...

Sevgiler 

Deniz Köse - İSTANBUL

 

 ( 2. Mektup)                             “dayanışma”…

Tek kelimeyle ifade etmem gerekseydi sistemi, seçeceğim sözcük bu olurdu.

Programa başlayalı yaklaşık beş hafta olmuştu. işim gereği genelde ofis dışında oluyordum. çok sık haberleşemesek de  bulabildiğim tüm fırsatlarda bana  destek olma misyonunu üstlenmiş, deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmak için can atan  “kilo bekçisi” diye birdenbire hayatıma giren inanılmaz nazik ve anlayışlı, yepyeni bir arkadaşla temasta olmaya çalışıyordum.

 

Merak ettiğim, bilmediğim, öğrenmek istediğim bir sürü soru vardı kafamda. “ruhen doymak” mesela…

 

Halil Bey’in makalelerinden birinde okumuştum. Okur okumaz da kafama dank etmişti. görünen; daha önceki sistemlerden sonuç alamama sebebimdi. ama daha da önemlisi “hayattan tat alamama noktasına gelmiş” benliğimdi.

 

Bir yerlerde bir şeyler eksikti, biliyordum; ancak ne bu eksikliği nasıl giderebileceğimi, ne de yaşamımda yaptığı tahribatı nasıl önleyebileceğimi bilmiyordum.

 

Programa başlamama en önemli gerekçedir; “ruhumu doyurma serüvenine çıkmak”… ilk günlerde bu yüzden biraz panikledim. hemen bana yaşamla ilgili  o muhteşem sırrı -eğer varsa- o öğretiyi versinler  ve ben de “tok” olayım istiyordum.

 

“ruhumu doyurayım, daha mutlu olayım”…

 

sabırsızdım…

meraklıydım…

hem nasıl olacaktı bu.

yazışarak terapi mi yapılacaktı,

sırdaş ya da arkadaş mı olunacaktı?

teorik bilgiler mi,

yoksa deneyimler mi aktarılacaktı? okuyarak mı öğrenecektik, yoksa çalışarak mı?

ya da yaşayarak?...

peki biz bunların pek çoğunu günlük hayatımızda zaten başka başka insanlarla yapmıyor ya da yaşamıyor muyduk?

niçin başarılı olamıyorduk peki?

on-line alınan bir danışmanlık hizmetinin, hiç görmediğimiz, bilmediğimiz insanların

farkı ne olabilirdi ki?

programa başladığımın beşinci haftasıydı. danışmanım, yani kilo bekçim son durumumla ilgili değerlendirmeler yaparken hissettim ilk o sımsıkı “dayanışma” gücünü.

 

Söz konusu olan “ben” değildim. “biz” dik… daha yapacaklarımızdan, başaracağımız hedeflerden söz ediyordu. mutluluğumu ve başarımı;

bu kadar içtenlikle,

bu kadar yapmacıksız,

bu kadar karşılıksız

ve bu kadar inanarak

bir tek ailem istemiştir.

yaşamımızdakiler; iş, aşk, dostluk ya diğer ilişkilerimizdeki kişiler

her zaman bu kadar yalın olabilir mi?

bu kadar samimi?

bu kadar özverili?

bu kadar beklentisiz?  meğer bu ne kadar insani bir duyguymuş,

bu ne önemli bir ihtiyaç ve ne büyük bir güçmüş insanın yüreğini dolduran…

aradan iki gün geçti.

 

o yine aynı pozitif enerjisiyle bir şeyler anlatıyor,  ben sanki başka bir yerdeyim

ve birden bir gerçeği keşfediyorum, hani şu sabırsızlıkla beklediğim öğretiyi…

“ruhen doymak”  demek böyle bir şeymiş diyorum,

“ruhen doyurulmak”…

gözümden iki damla yaş yuvarlanırken

teşekkür ediyorum HK Danışmanlık’a

teşekkür ediyorum Alkan’a,

teşekkürler yeniden…

 

Deniz KÖSE  iSTANBUL

 

NOT:

Üyenin Program sonrası doldurulan yorumlu ve işaretli anketlerni aşagıdaki linkden ayrıca ulaşabilir siniz...

http://www.vucudunsifresi.com/tr-tr/yorumlar.asp?RecID=412&TabID=4



« Geri