İŞTE GERÇEKLER !

Kilo bekçiliği ve OMUZ VERMEK demek miş. - 15,8 kg 34 cm İNCELME (RESİMLİ)

 

İsim-Soyisim :

P.T.

Yaş - Boy - Kilo :

47 - 155 ? ilk  77 kg -  Son  61.kg

Öğrenim Durumu :

Yüksek Lisans/Doktora

Meslek :

Eğitmen 


 

 

İlk-Son Kilo ve cm Farkları

15,8 kg

7 cm

13 cm

14 cm

T. B. Oranı (V.A. %' si)

20.52

8.14

11.40

13.46

 

 

Kilo bekçiliği  OMUZ VERMEK demekmiş!

 

Neyiz biz, insan İnsan mıyız gerçekten?


İnsan gibi konuşabiliyor muyuz? yoksa sadece bağırıyor muyuz, en büyüğümüzden en küçüğümüze.
 

Hayatımızda saygı var mı gerçekten? gerçekten birbirimizin yollarını açıyor muyuz, yoksa kendi yolumuzu kısa vadelik açmak adına başkalarının yolarına taş koymayı kar mı sayıyoruz?

 

İnsanca düşünüp insanca problemlerimize çözüm arayabiliyor muyuz?

 
Ve Biz, insanca yiyebiliyor muyuz? Yemek hakkında ne biliyoruz? İnsan elinin değmediği hayvanlarda, obezite diye bir hastalık yokken, biz onların düşünemediğini söylerken ve hayvan diye aşağılarken onlar kadar bile, kendi bedenlerimiz hakkında düşünmekten nasıl uzakta kalabiliyoruz?? İnsan olmak iddiamız mı, yoksa gittikçe uzaklaşıyor muyuz insanca yaşamaktan?


Bu kadar bilgi bombardımanının altında kendimiz hakkında hiçbir şey bilmeden nasıl yaşayabiliyoruz? Kendimiz hakkında düşünmekten niçin bu kadar uzağız?


Teknoloji gelişip hayatta ulaştığımız renkler çoğaldıkça kendi renklerimize niçin bu kadar uzaklaşıyoruz.
 

Ve?ben.. Okuyan, yazan araştıran ben? Düşünen ve düşündüklerini hayatına geçirebilmekle övünen ben... Hayatında onlarca başarıya imza atmış, kendini bildiğini tanıdığını zannedip başkalarına ders vermeye kalkan ben? Eğer gerçekten böyleysem neden şişmandım o zaman. Kendi bedenini eğitemeyen, kendine söz geçiremeyen başkalarına nasıl söz geçirir. Şişman olmayı kabullenmek bununla yaşamayı seçmek bunu hoş görmek sadece bahanelerin arkasına sığınıp bedenini özgürce kullanmadan yaşadığını yaşamak saymak, yemekten başka bir şey düşünmemek başladığında duramamak ve doymak için yemek, insanca mı gerçekten?  Kimseyi yargılamak için değil bunlar kendimi yatırdığım ve didik didik ettiğim ameliyat masasında kendimle ilgili gördüklerimden bazıları sadece.


Kızgındım, korkaktım. Yalnızdım, ruhum önden gidiyor ve zihnim kocaman dünyada keşfe çıkıyor ama bedenim ona yetişemiyordu. Öfkeleniyor, utanıyor ve çözüm arıyordum. Bir çözüm varsa bulurdum biliyordum. Buluyordum da. Bedenim inceldikçe ruhum acıkıyordu. Ruhumu doyurduğum zaman bedenim geri şişiyordu. Balon gibi yaşayan insan sürülerinin içinde aciz bir zavallı olarak görüyordum kendimi, bu gerçekle yüzleştikçe kendime saygımı kaybediyor, başka çözüm arayışlarıyla o kapıdan bu kapıya koşarken her geçen gün umudumu ve inancımı kaybetmiş olarak biraz daha mutsuz,  biraz daha içinde büyüttükleri büyük, daha büyük biraz daha bezgin ve yorgun yaşlanıyordum sadece?


Kilo bekçiliği bana sihirli bir değnekle değmedi. Hiçbirini görmedim. Soyadlarını ve adreslerini bile bilmiyorum. Beni zayıflatan onlar değildi. Kilo bekçiliğinin mucize reçeteleri yok. Kilo bekçileri sizden benden daha farklı olağanüstü yaratıklar değil. Onlar siz börek baklava yerken yanınızda olup elinizden alamazlar. Onlar yorulmayan uyumayan problemleri olmayan süper kahramanlar da değil. Herkesten farklı yöntemleri muhteşem çözümleri de yok.


Peki neden başarılılar neden başarıyorlar, ne veriyorlar. Bu yaşıma kadar okuyarak araştırarak öğrenerek ömür harcayan ben ne buldum onlarda? Bana bilmediğim neyi öğrettiler?
Bana bilmediğim hiçbir şeyi öğretmediler? Ben problemlerimin üstünü örtüp yemeklerin arkasına kaçarken dur kaçma onlar senin problemlerin kendinden kaçamazsın dediler ve ben kendimi keşfe çıkarken onlar sakince sabırla omuz verdiler. Ağladığınızda, üzüldüğünüzde, pes ettiğinizde, yorulduğunuzda, sıkıldığınızda, geri dönmeye kalktığınızda oradaydılar. Her zaman sayısız ama tek kişi gibiydiler, kalabalık koronun tek sesiydiler, yöntemleri, enerjileri, yaklaşımları aynıydı. Hayatında destek olmamış insanlar desteğin ne olduğunu anlayamazlar sanırım. Ama desteğin ne olduğunu bilenler için söyleyebilirim ki; hayatım boyunca gördüğüm en kararlı omuzdular...


Yargılamadılar, eleştirmediler, yardım ettiler, yardım istediler, sabrettiler, dinlediler, göremediğim zaman görmemi dilediler üzüldüler,


Kilo bekçilerinde ve sistemde ne buldum? Niçin hala oradayım? İçinde akıl olduğu için oradayım. İnsana saygı olduğu için oradayım. Bana benden çok inandıkları için oradayım. merhaba dediğim herkes beni tanıdığı için oradayım.


Hayatımda hiç bu kadar kendimi dengeye yakın hissetmedim. Hiç bu kadar dingin olmadım. Yataktan kalkerken sanırım çocukluk yıllarımdaydı bu kadar enerjik olduğum. Bir daha asla eskisi kadar şişman olmayacağımı biliyorum. Bana oyunu öğrettiler. Sadece kuralları kendinin koyabildiği harika bir oyun. Kendi hayatını çocuk oyunu gibi özgürce yaşamak. Sınırlardan uzak, dengede kalma oyununu. Aslında hayır, onlar öğretmediler, ben öğrenirken oradaydılar? Çünkü gerçekten öğrenmek istemeyene onlar bir şey öğretemeyeceklerini biliyorlar? Kapıları açıp yürümenizi yürekten diliyorlar.


Hangisini saymalıyım ki? yıllardan beri ilk kez mağazada bir kıyafeti özgürce giyinip aynaya bakarken yaşadığım duyguların heyecanını, içimde saklayamadığımda her kelimemi anladığını hissettiren Ahmet, çocukluğumda sevinirdim en son yeni bayram kıyafetlerime. Sen o akşam bir çocuğun bayram sevincine omuz verdin? Bunu kelimelerle nasıl anlatabilirim ki?


Hakan? yazdığım, bozduğum, sildiğim, karaladığım, eskittiğim bir defteri kapatırken çok geç saatlerde uykum kaçtığında benim için uykunu feda ettiğinde bulduğum omuzdun. Gerçekten senin deyiminle Kale gibi? Bu başkalarına nasıl anlatılabilir ki...


Merve, Sen, hani elini attığında ne söyleyeceğini bildiğin ama orda olmasını çok istediğin hep hayatında var olan en yakın arkadaş, sırdaş dost omzuydun?. Rahat güvenli?


Ve Aylin? Nasıl ifade edebilirim ki? Sen alıştığım omuzdun. Bana bile ağır gelen başımı taşımaktan yorgun düşmesinden korktuğum omuz. Küçüktün benden hem de çok. Ama sen güçlü ve sağlam bir omuzdun. Ürküttüğümü, korkuttuğumu, yorduğumu, sıktığımı, bunalttığımı bile bile bana güvenen omuzdun.


Ve Halil bey... Nasıl omuz olunacağını ve nasıl durulacağını nasıl ve hangi yöntemle öğrettiniz. Aynı ruhu farklı bedenlerde taşıyan onca kişiyi nasıl bir araya getirebildiniz? Çünkü onlar bilmiyorlar onlar bunu yaşıyorlar. Aslında her geçen gün sizi tanımayı daha çok istiyorum. Bu motivasyonu ve bu ekip ruhunu hangi düşünce sistemiyle başardığınızı? Siz ülkedeki en sağlam omuzlardan birisiniz.


Hani deriz ya, omuzlarımda bir yük var? Evet, şişmansanız omuzlarınızda değil hayatınızda yük var ? Taşımanıza hiç gerek olmayan özgürlükle aranızdaki tek engelin siz olduğu kendinizi esir ettiğiniz yük. Kendimi üniversite yıllarındaki gibi hissediyorum. Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp nefes nefese kalmadan yaşamanın tadını çıkarıyorum. Hissettiğimi planlıyor, düşünceye aktarıyor, düşüncelerimi hayatıma geçirirken büyük porsiyonlarla değil tadını çıkara çıkara küçük lokmalarla doyan bedenime rahat rahat eşlik ediyorum


Kilo bekçileri kendini keşfetmekten korkan, düşünmekten kaçan, sorgulamayan emek çaba ve sabrı göze alamayan, kendi problemleri ve maskeleriyle yüzleşemeyen ve şişman olmayı kader sayıp, bahanelerin arkasına sığınan insanlara yardım edemezler. Onların omuzları çok yukarda kalır çünkü?


Onlar sizin başarınızla sizi yürekten alkışlayan elleri taşıyan omuzlar? ve, onlar, o omuzların üzerinde insana değer veren, saygı duyan, güvenen, insanlığa gittikçe hasret kaldığımız bir dünyada inatla özveriyle insan başı taşıyorlar?.

 

P. T.
 

Not: Üyelerimiz gün içinde bilgi almak için çok sık rahatsız edildiklerinden dolayı isimlerini kısaltıyoruz. Detaylı bilgi almak için BİZİ ARAYINIZ.

HK Performans Eğitim ve Danışmanlık

 

 

 

2-Mektup

46 YAŞ, BİR AY VE ÖZÜNE DÖNME PROGRAMI
 

Bütün hayatım boyunca açtım. Ne yaparsam yapayım içimde kocaman bir kara delik vardı ve sadece istiyordu. O yüzden hamileliklerimde 40?ar kiloyu aç kalarak almıştım. Geriye kalan tüm zamanlarım; ya diyet, ya diyete hazırlık ya da diyet sonrası? Koca bir obur olduğumu saklamak için öyle müthiş sosyal maskelerim vardı ki? Neleri denemedim, piyasada var olan tüm diyet programları ürünleri ve yıllarca kısır döngüler? Vermeler, almalar?.Başa dönüşler?.
 

Bir gün internette gezinirken küçük reklamlardan birine tıkladım. İlgimi çekti ve gidip kitabı satın aldım. Hemen okumaya başladım. Gece gündüz demeden iki günde okudum, sonlarına doğru sarsıla-sarsıla ağlamaya başladım. Çünkü kitap ruhen-bedenen ve zihnen bütün hücrelerimle kendine inanmam gerektiğini söylüyordu. Ağlıyordum, çünkü inanmıyordum. Gözyaşları içinde oturup siteye mail yazdım. Ne yazdığımı hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey çok çok yorgun olduğumdu. Denemelerden yorgundum.
 

Öğleden sonra bir telefon aldım. Sedef?im arıyordu. O teknolojiyi aşarak denizin dalgalarının coşkusu, masum bir çocuğun sonsuz umuduyla kırk yıldır beni tanıyormuş gibi? O dünya tatlısı içimi ısıtan sese, bir yerlerde yıllar önce bir tatlıcı arabası yanında bıraktığım annesinin on kuruşu olmadığı için tatlı yiyemeyen, ama umudunu kaybetmemiş olarak hala orada duran altı yaşında çocuk cevap verdi. Ben inanmıyordum, hem de hiç? Ama o bana inanıyordu; nasıl bilmiyorum, inanmaya öyle çok ihtiyacım vardı ki?.
 

Sonra Alp?le, muhasebe ile tanıştım ve sordum sizi oraya nasıl aldılar diye... Muhasebecisinden evrak takibe herkes ama herkes karşısındakini anlamaya programlıydı. Bütün hayatım boyunca özlemini duyduğum ve toplumumun en çok ihtiyacı olan şey? Gerçek sosyallik, karşıdakinin duygularını anlamak? Sordum; ?sizi oraya nasıl aldılar?? ,cevap basitti; seçerek?
 

Programa başladım inanmayı çok isteyerek, ama için için inanamadan? Aylin?le tanıştık. İlk gün yeşil fasulye pişirmiştim ama yiyemeyecektim. Öyle müthiş bir baş ağrısı yaşadım ki bilgisayarın başına oturdum. Kilobekçim vardı, ne yapıyorsun dedi. ?Mutsuz mutsuz su çiğniyorum? dedim, ?neden? dedi ?fasulye!? dedim. ?Allah Allah, alıverseydin ya iki çatal? dedi. O anda sanal duvarlarım yıkıldı. Ama korkularım su yüzüne çıktı. Herkeste işe yarayabilir ama bende yaramaz. Bu düşünceyle başa çıkamıyordum.
 

Öyle zor bir ay geçirdim ki; toplumda belirli bir kariyeri ve statüsü olan, aklı başında, dengeli, sağlıklı olan ben; her geçen gün zayıflıklarımı, pişmanlıklarımı, akılsızlıklarımı görüyordum. Kilo bekçim Aylin, herkese 46 yıl boyunca gösterdiğim beni değil, ?gerçek ben?i tanıyordu. O şekilde tanımasını istemiyor ama saklanamıyordum. Bir an dibe vuruyor, beş dakika sonra sıçrayışlar yapıyordum. Aylin sabırla anlamaya çalışıyordu. Ben gel-gitler, med cezirler yaşıyordum. Bir ay bitti ben kilo vereceğime inanmıyor, her gün Aylin?e biraz daha yükleniyordum. Bir ay bittiğinde çok önemli bir sınavım vardı, sınava giderken bir fotoğraf çektirdim. Eve geldim, fotoğrafa baktım ve de bir ay önceki fotoğrafıma... Ağaçta kayısı toplayan bir çuval vardı ilk fotoğrafta? Bir ay sonraki fotoğrafta ise harika bir kadın. İnanamıyordum, Bir tayyörün bana bu kadar yakışabildiğine, bu kadar zinde, enerjik ve mutlu göründüğüme inanamıyordum. Kat kat korseler içindeydim sanki. Bu ben olamazdım, ?Ben? zayıflamamıştım sanki? O fotoğraftaki kadın çok ama çok olağanüstü görünüyordu, incecikti.


Aylin?e inanmadan bu hale geldim, bir de inansaydım dedim. Teknolojiye rağmen biz o gün kilometreler ötesinde kucaklaştık.


Ve bitti? Şimdi korkmadan kara deliklerimle yüzleşiyorum. Gözyaşlarımı saklamıyorum, bırakıyorum maskelerim beni teker-teker terk etsinler? Bir, bilemedin bir buçuk porsiyonla tıka basa doyacakken 5-6 porsiyonla aç kaldığım günler için önce kendimi anlamaya çalışıyor, sonra da affediyorum. Bir insanın kendine nasıl bu kadar zulmedebildiğine inanamıyor, acizliklerime şaşırıyor, kızıyor öfkeleniyor ve affediyorum? Her yüzleşmede canım acıyor, içimden gözlerime doğru bir nehir boşalıyor ve hafifliyorum? Özgürleşiyor, dinginleşiyor; ruhen, zihnen ve bedenen inceliyorum.
 

Halil Kargulu?yu bu modern çağın ?Don Kişot?unu tanımak istiyorum. İnsan aklının sınırlarının olmadığını, dengeyle yaşamanın hayatın özü olduğunu fark eden, ama kılıcıyla değil, bir özlem ve hayalin peşinden giderek, emeğiyle kurduğu gerçek bir aile bilincine sahip olan, Omder?de mevcut olup da günümüz ailelerinde bile maalesef olmayan duygusal bağlılık ve saygıyı nasıl kılıçtan daha etkili kullanabildiğini yakından gözlemlemek istiyorum.
 

Ve teşekkür ediyorum Sedef?e; lütfen orada kal. Senin sesin, selam verişin, tüm teknolojilere meydan okuyor. Hayatımda bundan daha canlı bir merhaba duymadım... Sen olmasaydın, ben orada olmayacaktım? Ve kilobekçim; yıktığın sanal duvarlarım için...  Merve?ye, çok ihtiyacım olduğunda gönlünün kapılarını açtığın için? Alp?e; zarafetin, inceliğin için? Muhasebeye; bugüne kadar tanıdığım en hassas, en düşünceli ve en nazik muhasebe olduğu için? Aylin?e; omuz verdiği için? Her ağladığımda orada olduğu, kendimle kavgalarımla başa çıkmaya çabaladığı için. Sevgili Aylin, lütfen beni affet. Çünkü seni o içimdeki çocuk, annesi yerine koydu ve her ağladığında emzik vermeni bekledi. Sen bu dünyada, beni bu şekilde tanıyan tek insansın sanırım? Maskesiz, kendim olarak. Korkularım, kaygılarım, umutlarım ve umutsuzluklarımla? Hayal kırıklıklarım, gözyaşlarımla?
 

Halil Bey; teşekkür ediyorum. Bu teşekkür sadece kendim için değil. Bu teşekkürü insan olmanın bilinci ile bir insan olarak insanlık için ediyorum. Bir gün özüne yürümeyi hak edenler ve özüne yürümenin dışında bir yol olamayacağını bilenleri, aklını kullanmaya karar verip yeterli çabayı ve emeği vermeyi göze alanları cesaretle orada bekliyor olacağınız için?
 

Şimdi?Evet, inceliyorum? Artık bunun bir önemi yok. Artık maskelerimin altından çıkan yüzümü seviyorum. Kendimi seviyorum, gülümseyişimi seviyorum. Artık kabuklarımın, yüklerimin altından çıkan ?ben?i seviyorum. Ben insan olmayı seviyorum, insan olmanın olağanüstülüğünü seviyorum. Sakin, dingin, sadece insan olarak? Yaşamayı seviyorum ve özüme yürüyorum; dengeyle, insanca?

P. T.

 

 

3. Mektup.         Programım biteli neredeyse iki ay oldu?

 

Bir alışveriş merkezinin en üst katında, onlarca insan arasında, yanında kocası ama yapayalnız bir kadın yemek yiyordu. Uzun süren bir kıtlık sonrasındaymış gibi, günlerce oruçmuş ve yiyecek bir şey bulamamış gibi, söyleyemedikleri ağzından çıkmasın diye adeta yiyeceklerle  bastırıyormuş gibi, tıkınırcasına, intikam alırcasına, dünyayı, hayatı kendini her şeyi unuturcasına?????yemek mi yiyordu?

 

İçim sızladı?.Çünkü bir ömür yiyordu.Bir daha asla bulamayacağı, bir başkasını satın alamayacağı bir ömür.Kimseninkiyle değişemeyeceği, geriye saramayacağı bir ömür..

 

Dakikalarca saplandım kaldım. Bu filmi görmüş gibiydim milattan önce aynada.

Anladım ki ?.Ruh beden ve zihin dengede olmadan sağlık olmuyor

Anladım ki?..Üstünde düşünmeden denge kurulmuyor

Anladım ki?..Sağlık olmadan huzur olmuyor

Anladım ki??Huzur olmadan neşe olmuyor

Anladım ki??.Neşe olmadan lezzet olmuyor

Anladım ki?..?..Lezzet yemekte  değil?????

 

Nasıl  unuttuk  kendimizle yaşamak zorunda olduğumuzu, kendimizi çirkinleştirerek güzel bir hayat yaşayabileceğimize nasıl inandık? Yemeklerin arkasına saklanarak kiminle oyun oynadık?Aslında kimden kaçıyorduk?.

Eğer şişmansa insan durup bir düşünmeli değil mi? Neden? Böyle yaşamak zorunda mıyım diye, sormamalı mı kendine, ?

Gerçekten başaramaz mı insan... Ne yediğimizden öte artık nasıl yediğimiz korkutuyor beni. Saldıran, savaşan, boğuşan, yok olan, şiştikçe eriyen insan üzüyor beni?

Programım biteli neredeyse iki ay oldu. Tüm diyet sonralarımda başa saracağını düşündüğüm film başa sarmadı. Alışveriş merkezinin üst katında yemek yiyen o kadın aynada değil karşı masadaydı? Kimse olmazsa gene yerim dayanamam dedim kendi kendime, duygusal açlık krizlerimle kendim yüzleşemem belki, belki de bir arkadaş toplantısında dayanamam  pastalara böreklere belki bir tatilde açık büfede kaybederim kendimi?
 

Ama öyle olmadı. Kilo vermeye devam ettim. soracak kimse yok ama sporu da bırakamadım. Kaç kilo verdiğimi bilmiyorum tartıya gerek yok artık, işimde yok zaten, aynalar ve görenler yetiyor bir de bollaşan kıyafetler.

Nasıl başardım, sakin ve sabırla yemeyi, nasıl başardım kendi kendime yola devam edebilmeyi, pastalar, börekler, baklavalar, çikolatalar, tatlılar, kavurmalar? Daha ne eklemek isterseniz listeye, buyurun? Bir kaç tane de siz ekleyin fark etmez, çünkü yasak yok. Diyette değilsiniz. Buyurun yiyin, elinizden alan yok???? Yiyebiliyorsanız eğer ,

 

Beynime ne zaman format atılmış, hangi ara? Korkular kaygılar nereye kaybolmuş?  İçimde hiçbir yiyeceğe özlem yok; çünkü yiyemediğim hiçbir yiyecek yok.

 

Artık başarıp başarmamak değil mesele, başaramamak mümkün değil ki sizinle??  Teşekkür ederim, beni eğittiğiniz için. Bir eğitimci olarak biliyorum ki size gerçekten ihtiyaç var? Hem de çok

 

Ben sizi özledim sadece? Çok yoğun ve çok meşgulüm. Aslında vaktim bile yok ama özledim işte..

 

P. T.
 

Not: Üyelerimiz gün içinde bilgi almak için çok sık rahatsız edildiklerinden dolayı isimlerini kısaltıyoruz. Detaylı bilgi almak için BİZİ ARAYINIZ.

HK Performans Eğitim ve Danışmanlık

 

 

 

Program öncesi  Vücudun Şifresi Kitap Yorumu

 

 

Tesadüfen internette gördüğüm sitede, noter tasdikli ve kısa sürede sizde başarabilirsiniz diyen yaklaşım ilginç geldi. Hemen gidip kitabı satın aldım. kitap poşetteydi, yani açılıp karıştırılamıyordu. Gerçekten merak ediyorsunuz. Kitabı okurken bir mucize aradım, satır satır. Kitabın büyük bir bölümü sektörden, benimde çok iyi bildiğim bir sektörden bahsediyordu. Aaaa oda mı böyle hissetmiş, başka biride varmış, yalnız değilmişim, herkes aynı durumdaymış diyorsunuz. Ve mucize aramaya devam ediyorsunuz, satırlar arasında. Rakamlar ?son alınan gıdanın beyindeki elektrokimyasal etkisine? dikkat çekiyor. Vücudun son alınan gıdanın enerjisini kullandığını söylüyor. Bunu o kadar satır arası söylüyor ki, nasıl sorusunu sormadan edemiyorsunuz. Sektöre hasbel kader bulaşmışsanız, deyim yerindeyse inek gibi sağıldığınızı anlıyorsunuz. Siz artık sigara bağımlısı gibi sektör bağımlısısınız. Bunu nasıl başarabildiklerini dehşetle görüyorsunuz. Kitap insanın kendine inanmadan başaramayacağını söylüyor, bana göre kitabın ve vücudun en önemli şifresi buydu. Başaracağına inanmak. Kitabın sonlarına doğru kitap elimden düştü ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Son on yıldır oradan oraya koşarken bir gün bile başaracağıma inanmamışım. İnanmadığım için başaramamışım.

 

Artık o kadar güvenimiz kaybolmuş ki, herkes başarabilir ama ben başaramam diyorsunuz. Kitap destekten bahsediyor.


özetle belirtmem gerekirse;


1-İnsanın beden, ruh ve zihin olduğunu yani bir bütün olduğunu iyice düşünmek
2-Başaracağına tüm organlarınla inanmak
3-Karar vermek
4-Hedefe kilitlenmek
5-Disipline olabilmek
6-Emek vermek
7-Yıllardır koştuğunuz uzun maratonu yüz metreye düşürürken, teknik direktör ve antrenörden 24 saat taktik ve destek alacağınızı biliyor olmak.

 

Kitap bunları söylüyor, kitabı okuduktan sonrada insan bunları yapabilirse başarabilir. Ama bu kitabı eline alan kimse muhtemelen başaracağına inancını kaybetmiş oluyor. Kitap süreçte destek verilmesinin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

Ben kitapta bugüne kadar yaptıklarımın, düşündüklerimin ve hissettiklerimin ve bildiklerimin açılımını buldum. Bugüne kadar bende kimsenin başaramadığını, siz mi başaracaksınız dediğim noktada, içimde bir yerlerde altı yaşındaki çocuk ortaya çıktı (onunla zayıflamak için gittiğim hipnoz seansında tanışmıştım) inanıyor ve denemek istiyordu. Oturup bir mail yazdım şu an ne yazdığımı hatırlamıyorum nasıl yazdığıma gelince gözyaşları içinde yazdım. İçimde bir yerlerde Hala umut var diyen bir çocuk haykırıyordu. Bir kaç saat sonra bir telefon aldım. O kadar kendimi kapatmışım, o kadar duygularımı bastırmışım, o kadar yükümü kendim taşımışım ki, ben kontrolü elden bırakmazdım herhalde. Ama hiç beklemediğim bu telefona içimdeki o çocuk bütün samimiyeti ve coşkusuyla cevap verdi. Ben başaramazdım. Müthiş bir duygu patlaması yaşadım. İçimdeki o bütün inançsızlık duvarları yıkıldı. Başarısızlık ve hayal kırıklığı flulaştı. Yerini umut aldı.


Daha sonra bunu nasıl başarabildiklerini, nasıl kabukları kırabildiklerini, hiç bir tuzağa düşmemeye bu kadar yeminli olan bana, nasıl yeni bir enerji yüklemeyi başarabildiklerini sordum.
 

Cevabı bulduğum yer çok ilginçti. Bir gün bir öğrencim bana ',hocam sizi neden çok seviyorum biliyor musunuz , tek öğrenciniz benmişim gibi hissettiriyorsunuz' demişti. Ben böyle yapmak için uğraşmıyordum. Gerçekten onunla olduğum konuştuğum süre içinde tek öğrencim oydu. Adıyla soyadıyla, duygularıyla, her şeyiyle ben onun öğretmeniydim. Çünkü işimi bedenimle, kalbimle, ruhumla, aklımla ve emeğimle yapıyor buna kendimi adıyor ve seviyordum.

 

Karşımda işine benim gibi bakan bir ekip vardı. Bende işimin karşılığında para alıyordum. İşimi sürdürebilmem için. Ama; Allah şahit ki 25 yılda bir gün bile para kazanmak zorunda olduğum için işime gitmedim. İşimi sevdiğim, önemsediğim, ciddiye aldığım için gittim. Kitapta bir tarz gördüm. Benimde tarzım olan bir tarz. Doğal yaşam tarzı. Hareket noktası akıl olan, insana değer veren, emeği örgütleyebilen insanı yürekten destekleyen bir tarz. Yaklaşım tarzı şifrelerden biri buydu. Bunda hile olamaz. Neden biliyor musunuz. Çünkü insanı kendi amaçları için kullanamayacak kadar akılı bir tarz. Ben hiç hile yapmadım. Aklıma bile gelmedi. Kitap bende bunları hissettirdi ve düşündürdü.

 

P. T.

 

 

Not: Üyelerimiz gün içinde bilgi almak için çok sık rahatsız edildiklerinden dolayı isimlerini kısaltıyoruz. Detaylı bilgi almak için BİZİ ARAYINIZ.

HK Performans Eğitim ve Danışmanlık
 

HK Not: İnsan düşüncede değişebiliyor ve kendi vücudunun şifresini çözebiliyorsa tartıda verdirdiğimiz sonuçların ne önemi var. Bedensel değişim yanında, ruhsal değişim olmadığı sürece gerçek başarı nasıl sağlanabilir... 

  İşte yapmaya çalıştığımız şey, tamda bu olsa gerek... Bedensel değişimi yakalarken ruhsal, zihinsel değişimi de beraberinde sağlayabilmek...

Kİlobekciliğini tanımlarken şunu demiştik...

"SİZİN İLE GÜLÜP, SİZİN İLE AĞLAYAN, KISACA SİZİN İLE YAŞAYAN Kilobekciniz ile; Sağlığınızdan ödün vermeden, KALICI VE Potansiyelinizdeki en iyi sonucu almak, hedefe ulaşmak, artık çok daha kolay, dostluk tadında birlikte başarmak üzerine kurulu çok özel bir yöntem "Online Kilobekciliği"

Biz taahhüt ettiğimiz her şeyi, Hayali gerçeğe dönüştürmek için,  her türlü fedakarlıkla yapıyoruz. ya siz? 

SİZ KENDİNİZ İÇİN NE YAPIYOR SUNUZ?

 

 Not:
zayıflama başarı hikayeleri  28 Günde 13.8 kilo vermek  ve zayıflama başarıları ve çok daha fazlası   28 Günde 13.8 kilo vermek -zayıflama başarı öyküleri 29 Günde 11.6 kilo hızlı zayıflama ile   diyet başarı öyküleri ayrıca diyet başarı hikayeleri ve çok daha fazlasını  diğer resim arşivlerimizden ve yorumlu hikayelerden bulabilirsiniz. 

43 Günde 15 Kg kilo verme başarıları gibi daha pek çok gerçeği öğrenmek

42 Günde 17.5 kilo verme başarı hikayeleri ve  55 Günde 15.2 kilo verme başarı öyküleri hızlı sağlıklı kalıcı zayıflama ve kilo verme grafikleri için ayıca
50 Günde 16.1 Hızlı kilo vermeyi başaranlar ve 126 Günde 34.6 hızlı kilo vermeyi başaranların hikayeleri 'ni  GRAFİKLER/ANKETLER sayfamızı ayrıca incelemenizi tavsiye ederiz.

 

« Geri