MAKALELER

KİLO PSİKOLOJİSİ veya OBEZ OLMANIN PSİKOLOJİK TEŞHİSLERİ VE KESİN ÇÖZÜMLERİ

 

KİLOLU veya OBEZ OLMANIN PSİKOLOJİK TEŞHİSLERİ

ve KESİN ÇÖZÜM SAPTAMALARI

 

Kilolu olma hali, kilo psikolojisi yaşamak ve obezite masum bir irade sorunu veya temelde beslenme sorunu değildir!

 

Tasvir edildiğinden çok daha ötede ve farklı düzeyde 'bilinçaltı psikolojisi ve bu algının şiddeti' ile ilgilidir.  Kişilik yapısı ve yaşama bakış açısına bağlı olarak, kilo psikolojisinde davranış yöntemleri eksikliği sonucu oluşan, farklı frekans ve sinyallerle beynimize giden sağlıksız ve dengesiz düşüncelerin, negatif saflık derecesine ve şiddetine göre, otomatik gelişen beden kimyası yönetimi sonucudur OBEZİTE.

 

Yani; Obezite, sadece kötü beslenme ve hareketsiz yaşam ile ilişkilendirilmemelidir.  Çoğu zaman psikolojik geçmiş ve bilinçaltında oluşan olaylara yüklediğimiz anlam sonucu 'ruhsal ve duygusal ağırlığımızın' bedenimiz üzerindeki tartamadığımız yüküdür OBEZİTE.

 

Kalorili düşüncelerin bende kimyamız üzerindeki tepkisini ( su içsem yarıyor) ve Besin dışı enerji kaynaklarının fizyolojimiz üzerindeki etkisini öğrenmeden, Obeziteyi modern bilim içinde anlamaya çalışmak gerçekçi çözümler sunmayacaktır.

 

'Düşüncelerinize dikkat edin, bir gün 'beden kimyanızı' tamamen ele geçirebilir.' "HK."

 

Günümüzde obezite nedeni olarak görülen "beslenme tarzı ve içerikleri" yani "kalitesiz ve aşırı tüketim" obezite nedeni olarak gösterilse de, bu sadece üzerinde durulmayan nedenlerin sonucudur.  Bu yönde açıklamalar obezite tanımı olamaz! "Beslenme" yalnızca bir sonuç olarak ve ancak bütünün küçük bir bölümünü yansıtarak, obezitede nedensel yerini alabilir! Ancak yanlış ve yetersiz ya da abartarak beslenme ile obezite ilişkisi sanıldığından çok daha farklı anlamlar içerir.

 

Çünkü: Öncelikle obezite bir "bağımlılıktır", "cehalettir", "zihinsel köleliktir". Bunların ötesinde, maskelerinin altında sanal hayat yaşayanlar ve bu üç kategoriden en az birine dâhil olan farklı alt kategorilerde kendini ifade eden kilolu ve obezler, aşağıda detaylardan kendi mevcut durumunu analiz edebilirler.

 

Tüm bu detayların hiçbirini kabullenemeyen ve kendi sınıfını görmek istemeyerek inkâr edenler ise, olsa olsa ancak AHMAKLARDIR! Onlara bizim vereceğimiz hiçbir şey yoktur. Sözlük anlamı ile "Aklını gereği gibi kullanamayan", AYNI HATAYA İKİNCİ KEZ DÜŞENE AHMAK denir. Hem mevcut kategorilerden hiç birini kabul etmeyerek, hem de aklını yeteri kadar kullanamayarak bu sektörde onlarca kez aynı hataya düşene, sürekli kilo verip verip daha fazlasını alanlara ve hâlâ aynı hatalara düşmeye müsait zihniyetlere verilecek karşılığı siz okurlara bırakıyoruz.

 

Ama obez bir birey, tüm bu özellikleri tek başına temsil etmez. Aşağıdaki sınıflandırmada ağırlıklı olarak bir veya ilişkili iki gruba dâhil olabilir.

 

Aşağıdaki kategorilerden kendimize en yakın olan kategorileri tespit ederek ve ZAYIFLMA ÇEMBERİ sunumunu inceleyerek neden bu çarkın içinden çıkamadığımızı lütfen bir kez daha düşünelim.

 

Farklı yaşamlarda 1250 kişilik özel bir çalışma sonucu oluşturulan bu Kilolu ve obez olma kategorilerini detaylı açıklayacak olursak;

 

İlk kategori; 'Bağımlılık' : İster yeme bağımlısı, ister diyet bağımlısı, isterseniz alışkanlıklarınızın esiri olan her türlü tüketim bağımlılıklarımızı zoraki tetikleyen çeşitli unsurlar vardır.

 

Obezitenin hızla yayılmasında ve çözüme ulaşamamasındaki önemli sebeplerden en önde gelenleri tüketim ekonomisi ivmeli, gıda ve farma sektörlerinin yaptırımcı ve sinsi hâkimiyet kurma çabalarıdır.

 

İnsanların, sinir sistemlerini etkileyen, doyum ve tatmin olma merkezini kapatan, yapay hislerle sürekli besine ve gerekli gereksiz her türlü tüketim ürününe bağımlı hale getiren yapay katkı maddeleri ve kimyasal içerikler, bizleri zoraki tüketime bağımlı hale getirmiş ve insiyatifimimizi, irademizi kullanma mekanizmasını ele geçirmişlerdir.

 

Yani insanlar tarafından tüketilen besinlerin, tat-koku ve içerik etkisi ile beyinde bıraktığı elektro-kimyasal etkileri, sanal-yapay açlık yaratarak, fiziksel ihtiyaçtan kat kat daha fazla tüketime yönlendiren, lezzet ve katkı maddeleri etkileri ile sektöre destek amacı kılıflı geliştirilen ilaçların, insan sinir sistemi ve psikolojisinde ciddi olumsuz farklılıklar üretmek üzere yarattığı tahripler sonucudur bağımlılıklarımız!

 

Kilolu veya obez bir kimse; bebeklikten bu güne, yanlış alışkanlıklar ve içinde yetiştiği aile kültürü nedeni ile önce benimsetilmiş kendi seçimleri, sonraki sürelerde ise iradesi dışında fiziki ihtiyacından çok besin içerikleri ve miktarları tüketiyorsa, kendini durduramıyor ve delirircesine açlık ve tüketim krizlerine giriyorsa, bu masum bir irade sorunu olarak vurgulanamaz!

 

Madde bağımlılığındaki kriz anı ne ise,  obezite için yapay açlık krizinin etkisi de aynıdır.  İkisi de kontrol dışı, iradeden bağımsız davranış ve algı bozukluğu veya yetersizliğidir.  

 

Aldığımız her lokmanın içindeki kimyasallar ve yapay katkı maddeleri, zihnimizi etkileyerek size 3 gün sonra bile durdurulamaz şekilde yapay açlık hissi yaşatıyorsa, kendinizi sürekli aç ve tatminsiz hissediyorsanız, yani; yağı, şekeri, tuzu azaltılmış bile olsa bir lokmalık 100 kalorilik ürün tükettiğinizde, zihinsel tahribat sonucu 1000 kalorilik uyuşturucu etkili gıda sandığınız tüketim içerikleri yemek zorunda kalıyorsanız, artık kendinizi iradesiz olarak suçlamayı ve aşağılamayı bırakmalısınız!!!  Çünkü zihniniz ele geçirilmiştir! Kontrol bireysel insiyatiflerden çıkmıştır. Özgürlüğünüz ipotek altındadır. 

 

Tam özgür olmayan insanlarda, tıkınırcasına yeme hissi karşısında irade aramak, bu kişileri tembel ve oburlukla suçlamak cehaletten, saflıktan öte, AHMAKLIKTIR!

 

Dolayısı ile günümüzde kilolu ve obezleri madde bağımlısı gibi düşünmeli, uyuşturucu ile nasıl mücadele ediliyorsa,  benzer şekilde Obezite ile mücadele edilmelidir. Madde bağımlısına gösterilen ilgi, şefkat ve hoşgörü ve tedavi destekleri gibi ayrıcalıklar kilolu ve obezler için de düşünülmeli, aynı ölçüde sevgiyle ve bilinçle yaklaşılmalıdır.      

 

Bu durum yalnızca kilolu ve obezleri kapsamıyor, özellikle de mevcut durumu ile henüz kilo sorunu olmayan, düşük kiloda veya ideal kilosunda gibi görünen, gelecekteki obez potansiyeline katkı yapması şimdiden belli olan, 'bedensel, duygusal ve davranışsal' 'kaybedilmişleri' göz ardı edemeyiz!

 

Ekonomik yönde gelişen Türkiye'de; bedensel, duygusal ve davranışsal yalpalama kulvarına düşen bugünün 'bedensel inceleri' de, Tüketim bağımlılığı ve alışkanlık yaratan bu sektör içinde 'bedensel ince kalma' garantisi altında değillerdir!

 

Göz zevki ve damak tadı gelişmiş ve başkalarına kıyasla çok yediğini düşünüp, henüz ince kalanlar,  gelecek zaman için vücut toleranslarının kalkması ile yarının kilolu ve OBEZİ olacakları sektör tarafından şimdiden garanti altına alınmıştır. Hiç kimse mevcut kilosuna güvenip, "ben asla kilo almam" demesin. Hepimizin bu çark içinde zamanla kilo alacağımız şimdiden bellidir.  

 

Belki, yalnızca fiziksel incelik çok şey ifade etmeyebilir ama bugün oransal olarak %72'lere varan, sayıca 52 milyonu geçen Türkiye'de kilolu ve obez nüfusu, yukarıdaki gerçeklerden dolayı, çok kısa gelecekte mesela 2023 hedeflerinde; estetikten, işlevsellikten, mutluluktan ve huzurdan, bütünlük olarak da sağlıktan uzak %86'lara ulaşacak oranı ile her anlamda çok olumsuz bir tablo oluşturacaktır!

 

Kişinin kilolu ve obez olma çarkına girdikten sonrası yani kilo almaya yatkınlığı ile  iradesi dışında sürekli tüketime yönlendiren her türlü bağımlılık unsurunda suçlu, bu durumu yaşayan kişi değildir. Asıl suçlu; bu bağımlılıkların farkında olmayan ve sürekliliğine izin veren birinci derece aile ve siyasi iradedir.

 

Her kim ki "ben bağımlıyım" diyen veya bu yönde belirtileri olan bir obezi haksız yere eleştirir ve iradesizlikle suçlarsa, asıl eleştirilecek ve suçlanacak taraf, yaşadığımız bağımlılıkları bile göremeyecek düzeyde farklı kategorilerde zihinsel köleleşmiş çevremizdeki insanlardır. Bazen babamız, bazen kuzenimiz, bazen ağabeyimiz, bazen öğretmenimiz, bazen en yakınımız, eşimiz, nişanlımız yaşadığımız bağımlılıklarımızı bile göremeyecek kadar konuya cahil kalabilmektedirler. Dolayısı ile obez olma kategorimizi çok iyi anlayarak ve anlatarak, yaşanan gerçekler karşısında hep beraber gözlerimizi açmalıyız.  

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

İkinci kategori; Cehalet: Cehalet; obezitenin temeli olarak yaygın bir nedendir Dünya'da. Nüfusun belli bir oranı, ne obeziteyi bir kavram olarak, ne nedenlerini, ne de sonuç itibariyle duygusal, ruhsal ve işlevsel (sağlık) sorunlarını tasvir edebilir; bunları bir şekilde yaşar yalnızca. Ailenin veya mahallenin şişkosu olarak, bu şekilde kabul edilir ve sorunu çözümsüzdür! İçgüdüsel bir şeyler yapmak istense de, bilgi birikimi veya olanaklar buna yetmez, kısmen olanaklar oluşturulabildiğinde, yöntemler bilinmez! Hedef bilinci ile doğru yolu bulabilmek, mevcut sistemde zaten imkânsızdır. Bir kısırdöngü içinde eğitimden, çözümden uzak, sosyo-kültürel yapıya sadık şekilde, bir kalıplar bütünü içinde sürdürür yaşamını. Olanakları elverdikçe, tüm piyasa çığırtkanlıklarından nasibini alır, sürekli değişen mucize gıdalardan, ilaçlara ve yöntemlere kadar!

 

Cehalet sadece sebeplerin ve sonuçların farkında olamamak değildir. Çokbilmiş cahiller ve her şeyi denedim ama başaramadım diyen, gerçek bütüne yönelik akılcı hiçbir şey denemediğinin bile farkında olamayacak cahiller ile zaten her şeyi bilen ya da bildiğini sanan ama uygulayamayan, sınıfta kalan bir kısım cahiller de bu kategorinin vazgeçilmez üyeleridir.

 

Bu kategorinin temeli; konuya yönelik cehalet olsa da, sonuçta bağımlılıklarımızın esiri olduğumuzu unutmamalıyız.

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

Üçüncü kategori; Çözümsüzler Grubu: Bu gruba dâhil olanlar, en fenasıdır! Sistemdeki tüm şarlatanları mutlu ederken, kendisi sürekli mutsuz olanlardır.  Obeziteye saplanmış ve mevcut algı ile asla çözüme ulaşamayacaklar grubudur. Bunlar "her şeyi para ile satın alabileceğine inananlar!",  ilahi eşitlik kavramını, yanlış veya yapay güvenleri ile görmezden gelenlerdir.

 

Obezite, zaman içerisinde sindirilerek oluşuyor ve yalnızca beden değil, ruhumuz, duygularımız yani psikolojimiz, tüm hücrelerimiz farklı etkilere maruz kalıyor. Para soyut bir olgudur. Obezitenin çözümü sadece, doğru icraatlar sonucu hak edilerek mümkündür; ancak insani ve doğru olgularla çözüm üretmek mümkündür. Burada gerekirse kişilik, benlik değişimi dahi göze alınmalıdır.

 

Para ile ancak geçici mutluluklar alınabilir. İdealler ise, dengeli ve sağlıklı düşünmek yolu ile ve bu yolda doğru stratejilerle bütünleşmiş, gösterilmesi zorunlu özverilerle gerçekleştirilebilir.

 

Yanlış detaylarlarla uğraşmaktan, gerçek çözüme ulaşamayan, bütün içinde hiçbir değeri olmayan veya olsa olsa lokal düzeltmeler için, sadece YAŞLILARDA en son çare olarak denenecek bütünün pahalı parçalarına fazla anlam yükleyip, pahada ağır şeyler olmadığı, yani gösterişli, yüklü harcamalar yapmadıkları sürece sorunun çözülemeyeceğine inanarak hareket edenler büyük bir gaflet içindedir. Yüreği ile değil, parası ile değişimi satın alabileceğine inananlar her zaman hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdurlar. Belki parası ile farklı hizmetleri satın alabilirler, ancak; Hizmet satın alsalar bile gerçek değişim için yüreği ile hareket etmesini bilmeyenler asla kalıcı zayıflayamazlar.   

 

Bu sektörde maddi güç, sadece hizmetin kapıdan girme bilet karşılığı olmalıdır. Farklı hizmet türlerinde bileti her eline alanın zayıflayacağını düşünmesi, gerçek özveri  ve teslimiyet duygusu ile BÜTÜNÜ TAMAMLAMA çabası içinde olan yürekli insanlara saygısızlık olur.

 

Aynı şekilde, diğer bir kutup da, maddi imkânların yetersizlikleri sebebiyle gerçek değişime göre zaten çözüm olmayan pahalı yöntemleri deneyemediği için şişman kaldığını düşünenler. Bunlar da tersi yönde benzer algıya sahiptir.

 

Obezite gibi çok karmaşık ve soyut kavramların iç içe girdiği bir konuda, bireysel özverilere dayalı süreç ve algı yönetimi değişimleri ile sonuca gitmek yerine, SADECE PARANIN, MADDİ İMKÂNLARIN belirleyici çözüm boyutu olduğuna inanan herkes, büyük bir yanılgı içindedir ve bu bilinç ile şişman olmayı da hak etmektedirler.

 

Bireysel özveri dışında maddiyatı ile çözüm bulacağını, sağlıklı fit ve ideal kiloda ömür boyu yaşayacağını sananlar, aslında hem bağımlı, hem konuya cahil, hem de zihinsel köledirler.

 

Bu gruba ait bireyler, tek belirleyici olarak gördükleri kendi yöntemleriyle yani belirleyici çözüm aracı olarak gördükleri ve kendilerine ayrıcalık kattığını düşündükleri maddi imkanları ile, beyinlerine takamadıkları kelepçeyi, midelerine takmaya kalkabilir, sanki sorun midedeymiş gibi obezite cerrahisi ile midelerini cezalandırmayı düşünebilir veya farklı teknolojik cihazların altına yatıp, uyurken zayıflayacaklarına inanabilirler. Farklı bir seçenek olarak da dünyanın farklı ülkelerinde tüm Zayıflama Kamplarını gezerek, sağlıklı ve dengeli düşünmeden, sağlıklı ve dengeli besleneceklerini sanarak, uygulamada Ot sıkarak belli bir süre suyunu içebilirler. Nerede hata yaptığını göremeyerek, hala farklı arayışlarda benzer hatalar yapmaya kalkarlarsa; bunun bedelini YAŞAMLARI ile ödediklerini her gün çıkan güncel haberlerde görmek mümkündür.  Bir gün zayıflama ilaçlarından, bir gün Obezite cerrahisinden, Mide kelepçesinden veya farklı teknolojik terminoloji ile açıklanan yeni trend yöntemler deneyerek, zayıflamaya çalışanların teker teker ölüp gittiklerini takip edebiliriz.   Bütün içinde doğru eğitimleri almamış insanlar bütünün parçası olan küçük dilimlerden büyük beklentiler yaratırlarsa sonunun ÖLÜMLE sonuçlanması çok da tesadüf değildir.

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

Dördüncü kategori; Mükemmeliyetçiler: Hayatın her alanında başarılı olmuş, kariyer basamaklarını hızlıca çıkmış, belli maddi doyumlara ulaşmış; ancak "gırtlağını tut, sporunu yap, zayıfla!" gibi çok basit bir algı üzerine benimsetilmiş, hafife alınan zayıflama ve sağlıklı, ideal kiloda yaşama hedefine bir türlü ulaşamayan kişiler bu grubu oluşturur. Kilolu olmayı kabullenememe sonucu, Bedenlerindeki fazla olan her bir gramın hesabını yaparak, bazen en cahillerin bile deneme cesareti olmayacak akla ziyan şeyleri de göze alarak, kendince mükemmeli arayanlarda bu grup içindedir. Bu kişiler 'genelde' gururlu ve kibirli de olabildikleri için; kilolu olmayı kendilerine yakıştıramadıklarından dolayı, düşük kilolarda bile sürekli bir arayış içindedirler.

 

Bu algı onları hata yapmaya, her yeni veya farklı şeyi deneme yanılgısı ile daha çok bataklığa çekmektedir. Çözüm bulamadıkları her deneyim, onların daha büyük bir hırs ve inat içinde yaşamalarını sağlamaktadır. Farkına bile varmadıkları KALORİLİ DÜŞÜNCELER VE NAGETİF ENERJİ KAYNAKLARI ile besinden almadıkları kalorileri, negatif düşünce sistemlerinin ürettiği kalorili düşüncelerin beden kimyasına etkisi ile şişirdikleri bedenlerinin nedenlerini anlayamadıkları için bazen çıldırma noktasına bile gelebilirler.

 

Bu kişilerin yaşadıkları hırs ve bedenleri ile inatlaşma sonucu, Ruhlarına yükledikleri ağırlıklar ve vücut kimyasındaki asit baz dengesinin negatif etkisi ile oluşan düşüncelerindeki negatif kalorilerle, besin kalorisi tüketmeden bile bedenlerine kilo aldırabilmektedirler. Bu şekilde sebepsiz gibi görünen, bedenlerinde artan her bir kilo ise, parlak kariyerlerine düşen gölgedir. Kendince entelektüeller ve saygın pozisyonlarda olup, işin girdabından çıkamayanlar; ''mükemmeliyetçi, bağımlı cahiller'' kategorisini oluşturur.

 

Bunlar aynı zamanda zihinsel kölelerdir! Kendi eğitimlerinin kendilerini yönlendirmeye yeteceğini, iradelerinin de tek başına çözüme ulaştırabileceğini düşünürler.  Bunu durumu gurur konusu yaparlar. Her denedikleri yöntem, her defasında problemi derinleştirir. Ta ki ameliyatlarla yağ aldırmaya ve mide kelepçelerine kadar! Oysa asıl kelepçe beyinlerindedir ve farkında değillerdir. İnsan, aç ve tatminsiz olan ruhuna, nefsine kelepçe taktırmadığı sürece, mideye takılacak kelepçeden medet ummak olsa olsa ahmaklıktır.

 

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

 

Beşinci kategori; Ahmaklar: Hem cahil kategorisinde olan, hem de bir kısım, her şeyi denediğini düşünen, besinler üzerine en az beslenme uzmanı kadar bilgi sahibi olduğunu varsayan, dayatılmış ve şartlandırılmış gerçeklerin ötesinde, Bütüne odaklı ve kalıcı çözümlerden çok uzak yaşayanlar bu gruptadır.   Fizyolojik gerçekler adına hiçbir donanımı ve derinliği olmadan,  bize dayatılmaya çalışılan ezber yapılmış verileri tek doğru gibi algılayıp, bunların ötesinde önerilebilecek her şeyi çokbilmişlikten reddeden, bizce hiçbir şeyi bilmeyen ve farklılığı kabullenmeyi bile beceremeyen veya sindiremeyen bir grup vardır ki, biz bunları ahmaklar grubu diye adlandırarak layık oldukları konumla onurlandırdık.

 

Einstein'ın aptallar üzerine sarf ettiği sözler hiç de alttan alınır tarzda değildi!

-      "İki şeyin sınırı yoktur; evrenin ve aptallığın!"

 

Yaratılışımızın fiziksel temelinde, mükemmellik ve estetik orantı vardır. Hiçbir varlık normal sağlık koşulları altında doğduğunda, bedensel çirkin değildir. Kilolu veya obez olma hali, insana her türlü saygı bir yana, (üzgünüz ama) Beden Çirkinliğidir!

 

Bedenimizi, teknoloji destekli yapay veya cerrahi girişimlerle şekillendirmeye kalkışmak, bizleri anlamlı ve kalıcı doğru sonuçlara ulaştıramaz. Bunun nedensel temeli; bedensel işlevlerin orijinal yapıya kıyasla, eksik veya yetersiz hale getirilmesidir.

 

Kilolu veya obez ölçülerdeki bir beden, doğal bir süreç ve yöntem ile %100 kişisel ve katıksız çözümlerle, cerrahi kapsamlı hiçbir dış müdahaleye gerek kalmadan düzeltilebilir, orijinal beden haline dönüştürülebilir yani obezite, tedavi edilebilir bir durumdur.  

 

Doğru ve kesin kalıcı sonuçlar sunan yetkin yaklaşımlar olduğu halde, nefsi veya irade dolayısı ile bu yol benimsenmiyorsa; o zaman insana olmasa da, bu kişilerin tutumlarına saygı gerçekten sorgulanmalıdır!

 

Yukarıdaki tüm kategorilerin dışında alt kategoriler de mevcuttur.  

 

İşine gelmediği için gerçeği inkâr edenler kategorisi bu yüzdendir. Yüzlerindeki maskelerin derinliğinde kaybolmuş, bedenlerinin ağırlığı altında ezilen, herkesten ve her şeyden kendini soyutlayarak yüzlerinde zoraki mutluluk resmi çizerek, gerçekleri kabullenmek yerine inkâr etmeyi tercih ederek anı kurtaranlar bu kategoridedir.

 

Bir de  'Bakan Haklı Kategorisi' vardır.

 

Hani eski ( Dr.Recep Akdağ ) sağlık bakanımız diyor ya "Kilolu insana şişko deyin kendine gelsin" Utansın sıkılsın da bir zahmet zayıflasın diye... 

 

Evet Sayın bakan %1 de olsa böyle bir grup  için kesinlikle haklı! Günümüzde maalesef 130 Kiloda bile aynaya bakıp "ben kendimi çok fit görüyorum" diyebilen insanların olduğu bu köleleşmiş düzende, bu kişilere "şişko" demek bile anlamını yitirmektedir. Bakan bu grup için haklıdır ama %1'i kendince kurtarayım derken kalan %99'u strese sokup, stresten ve bakana tepkiden inadına aşırı yemek durumunda kalanlar için çok talihsiz bir açıklamadır. 

 

Alt kategori olarak 'Yüzlerinde Maskeyle Gezenler Kategorisi' diyebiliriz.  Obezite çözümüne en büyük zararı verenler, yüzlerindeki mutluluk maskeleri ile dolaşan ve herkese  "ben böyle de mutluyum" imajını vererek, çevresini ve toplumu kandırdığını sananlar, farklı çevrelerin, kilolu insanların gerçek yaşadıkları bilinçaltı gerçekleri görmelerine de engel olmaktadırlar. Dolayısı ile ne kendileri çözüme yaklaşabilmekte, ne de çevresinin kendisini anlaması için gerçekleri anlatabilmektedirler.  Zaten anlatsalar da, toplumun yukarıdaki kategorilerin bile farkında olmadığı için Kilolu ve Obez bir bireyi anlaması İMKÂNSIZDIR. Dolayısı ile Obezite aynı zamanda ANLAŞILAMAMA sonucu yaşanan fiziksel bir tepkidir. 

      

Bu maskeli grup çözümden yana aklını kullanmak yerine, kendi içindeki mutsuzluğunu ve gece akan gözyaşlarına rağmen, etrafa yaşadıklarının tersi yönde hissettirerek, belki de anlaşılmayı zorlaştıran, çözüme yaklaşmak yerine, aşağılanmaktan, yargılanmaktan, iradesiz ve tembel, hatta obur yakıştırmasının üzerine yapışmasından korkanlar olarak gruplandırılabilir.  

 

Anlaşılamayacaklarını düşünerek, yaşanan farklı gerçekleri ve anlatamayacakları iç dünyaları ile kendini "içine kapatmış" başka bir grup vardır ki, bunlar hem zihinsel köleliğe, hem de cehalet grubuna, kısmen de çok akıllı gibi davranıp, etrafa gülücükler saçarak, mutlu olduğunu kanıtlama çabası içine girmiş, içten içe iflasın eşiğindeki bağımlı Cahil  grubuna girerler.

 

Benzer şekilde "yemek yemekten büyük keyif" alanlar, yemek yapmayı ve yemeği sevenler grubu vardır ki; bedenlerinin ağırlığı altında ezilen ruhları, neyi sevdiklerini bile unutmuş durumdadır. Kimisinin kat kat göbekleri ile aynaya bakacak yüzleri bile yokken, "ben yemek yemeyi çok seviyorum" " yemek büyük bir keyif benim için" diyerek ne kadar bağımlı ve ne kadar kendince iradesiz olduğunu gizlemeye çalışanlara soruyorum; Hayatın her rengini yaşayarak, gerçek yaşama keyfini siz hiç tattınız mı? Yaşadığınız işkence ve ızdırap eğer keyif almak ise, ya siz dünyada yaşamıyorsunuz, ya da ben UZAYLIYIM...

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

 

NE YESEM YARIYOR KATEGORİSİ

 

Bu grup; bazen gerçekten hiçbir şey yemeyerek zaman geçiriyor, ancak inadına ve zoraki yememe eyleminin bilinçaltında yatan kilo alma korkusu, endişe, panik ve negatif duygular o kadar baskın olabiliyor ki, açığa çıkan enerji 'besinden almadığımız kalorilerin' çok daha fazlasını bedene yükleyerek, tartının ağır gelmesine zemin hazırlıyor. Tabi "KALORİLİ DÜŞÜNCELER" dediğimiz bu soyut kavramları kimse henüz tasvir edemediği için, tartıdaki rakamları kimse gerektiği gibi algılayamıyor. Dolayısı ile 'su içsek yarıyor.'  tezi ortaya çıkmaktadır. Oysaki görebilene gerçek  çok açık ve nettir.

 

İnadına, korku ve endişe ile yemediğiniz her lokma ve yediğimiz her lokmadan sonra yaşadığınız pişmanlık! Günlük enerji ihtiyacınızın çok daha fazlasını bedene yüklerken, yapay şartlarda artan kiloların stresi ile yapay açlık hissi oluşturması, bir süre sonra zoraki tüketime bağımlı hale gelerek, önceleri bir şey yemeden artan kilolarımız, sonradan bu durumun kabullenilememesi sonucu, durdurulamaz hislerle abartarak tüketmemize neden olmaktadır. Tüketim öncesi yaşanan bu ilk durum 'SU İÇSEM YARIYOR' söylemini yaratmaktadır.

 

Farklı bir grup ise şöyle yaşıyor bu süreci; misafirliğe gelen bir komşumuzun çocuğuna yemek yedirirken,  çocuğa yedirdiği yemeğin iki katını kendisi yemesine ve ağzına sürekli ekmek-mama atıştırmasına karşın, şahsıma dönerek, "BEN HİÇ BİR ŞEY YEMİYORUM AMA KİLO ALIYORUM" açıklaması sonrası bu grubun ruh halini daha iyi anlar oldum. Bunlar farkında olmayan, tıkınanlar grubuna giriyor ama mazeretleri hep aynı  "SU İÇSEM YARIYOR!"

 

Ayrıca belki şimdi tuhafınıza gidecek ama birden çok bireysel örnek ile karşılaştığım "UYUR YER"  grubu var ki, bunlar gerçekten sabah kalktıklarında etrafta saçılı boş tabağı, çikolata kaplarını, bisküvi paketlerini gördüklerinde, kendileri de hayrete düşebiliyorlar?  'Acaba bunları kim yedi?' diye, ama kamera ile tespit edildiğinde anlıyorlar ki,  yıllardır korku psikolojisinde zorla yememe eğilimleri ile bastırılmış duyguların en hassas dönemlerde açığa çıkmış halleri olabiliyor bu durum! Bu duyguları yaşamamış kişilere bu örnekler tuhaf gelebilir ama bu durumu yaşayanlara sorsanız;

"SU İÇSEM YARIYOR" diyebiliyorlar.

 

Dolayısı ile bazen, 'belli süreçlerde' bu açıklama 'fiili gerçeği' yansıtsa da, sonucu itibariyle SAĞLIKSIZ VE DENGESİZ düşüncelerin esiri olarak farklı şekillerde kaçınılmaz sonu; yani 'fazla tüketim nedeni olarak obeziteyi yaşadıklarını unutmamalıdırlar.

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

 

Sağlıklı ve ideal kiloda, aldığımız her nefesle, yaşamın keyfini, hayatın rengini ve her tonunu hissederken, gülen gözlerle dünyaya bakmak, insan olma erdemi ile fiziksel ihtiyacımızı, bedene zarar vermeyecek içerik ve ölçüde karşılarken, her lokmada onu sindirmek, hissetmek,  her lokmanın tadını, lezzetini keyfini saatlerce, şarap eksperi edası ile yaşamak, ancak gerçek "yeme keyfini" açıklayabilir.

 

Bilinçsiz ve kontrolsüz şekilde her bulduğunu, her dayatılanı TIKINAN-BESİLENEN ve bunu da "keyif" sananlara, bu makaledeki gerçekler hediyem olsun.

 

İnsanlar; kendi ve bedeni ile ancak sağlıklı ve ideal kiloda barışık yaşayabilir. Sağlıklı ve ideal kilo üzerindeki her fazla 1 kilo, keyif alamayacağımız bir hayatın kesin uyarıcısıdır.  İhtiyaç yokken, kendimize yakışanı yapıp yeri ve zamanı geldikçe yememenin de büyük bir keyif olduğunu anlayamamış kişiler, bedene zarar verecek şekilde, idealinden uzak ve daha yüksek kilolarda "YEMEKTEN KEYİF ALIYORUZ" açıklaması ile kategori olarak çözümsüzler grubu dışında değillerdir.  BESİLENMEYİ keyif sananları, kendi sanal dünyalarından çıkarak, kabullenme erdemi ile gerçek dünyada yaşamaya  davet ediyorum.

 

ÇÖZÜM: Farkına varma, Kabullenme, Aydınlanma Yolunda Beyne Format, Zihinsel Özgürlük, GELİŞEREK DEĞİŞİM.

 

Ve Erkekler Kategorisi: Erkeklerin kaderi hiç değişmeyecektir. Eğitime kapalı ve sürekli mucize arayışında!  Bu çarkın içine girmiş erkeklerin durumu, yukarıdaki tüm kategorilerden daha vahimdir. Çünkü onlar, ne mevcut kategorilerini kabul ederler, ne çözümü görmek, ne de konuyu anlamak isterler. Bu konuda eğitime tamamen kapalı ve her şeyin sadece irade ile çözülebileceğine inanırlar. Dolayısıyla erkekler küçük bir azınlık dışında ÇÖZÜMSÜZDÜR. Ancak çok somut bir şekilde, doktor korkutması, "kilo vermezsen öleceksin" veya "karaciğerin o kadar yağlanmış ki, kilo veremezsen git kedilere ver" gibi ya da kiloya bağlı cinsel performans düşüklüğü veya eşleri tarafından aldatıldıklarında, zoraki gerçekleri görme eğilimleri ile zayıflamak için bir şeyler denerler. Bu bile kalıcı çözüm algısıyla değil, formül bulma telaşı ile olduğundan, internette veya piyasada satılan ne kadar ot, çöp, bitkisel ve kimyasal ilaç varsa, gizli gizli en çok erkekler alır. İradesiz görünmemek için her şeyi inkâr etseler de, en çok kandırılan ve en çok mağdur edilenlerdir.

 

Eğitime kapalı ve basitleştirilmiş algılarla, Bütünü anlatan Zayıflama Çemberi yaklaşımı ve bu makalede anlatılan obezite gerçeğini görmek istememeleri kalıcı çözüm yollarını kapatacaktır. Erkekler her şeyi irade yoğunluğu gibi algıladıkları için yukarıdaki farklı kategorileri de anlamayacaklardır. Oysaki ruhsal ve duygusal anlamda daha rahat ve çözüme en yakın "algı kapasitesine" sahipken, yanlış şeritte çözümden en uzak grubu oluştururlar.

 

Erkeklere kıyasla bu algının zıttı olan kadınlar; duygusal ve ruhsal duyarlılıkları yüksek olması dolayısı ile paylaşmaya, iletişime ve eğitime ihtiyaç duyarlar. Bu algı ve yüreği ile hareket ederek GERÇEĞİ ARAYANLAR, GELİŞEREK DEĞİŞİM ile bütünü görerek, yeni yaşamları için durmaksızın yol alabilirler.

 

Obezite, tüm bu nedenler dolayısıyla, bu kategorilerin dışında en çok %1'in altında genetik veya maksimum ek %1 farklı hormonel nedenlerden dolayı, tedavisi daha zor olan belli bir kesim dışında, herkes için tedavi edilebilir bir davranış ve algı ve öğrenme bozukluğudur. Obezite, bir anlamda da dengesiz ve sağlıksız düşüncelerin sonucudur.

 

Tabi günümüzde hangi obez veya kilolu insana sorsanız, fiziki gerçekler karşısında genetik veya hormonel etki yüzdesi hiç olmayan kişiler bile, kendi durumunu 'genetik veya hormonel' hatta 'metabolik sendrom' 'insülin direnci' gibi mazeretler ile açıklamaya çalışırlar... Böylelikle öğretilmiş veya şartlandırılmış oldukları gibi davranarak, gerçeklerden çok uzak, yine maskelerinin ardında, kendi dışında herkesi kandırdığını sanan kilolu ve obezler de etrafta çok sıklıkla görülmektedir.

 

Gerçeklere değil, mazeretlere sığınan herkes, hem bağımlı, hem cahil, hem zihinsel köle, hem de üzgünüz ki ahmaktır. 

 

Dikkat edin! Mazeretleriniz bir gün gerçeğiniz olmasın!

 

Yukarıda anlatılan gruplara dâhil kilolu ve obezlerin, hatta olmaya adayların dahi kesin bir çıkış, bir çözüm yolu mevcuttur. Uygulamalar gösterdi ki, çözüm önerilerinin hiçbiri, ulaşılamayacak tarzda yöntemler değildir!

 

Tüketim bağımlısı olabiliriz; yemediğimiz zaman elimiz ayağımız titrer, stresten kafamızı duvara vuracak gibi olur, yemediğimiz zaman kendimizi çok kötü hissedebiliriz. Bu belirtilerle bağımlı olduğumuzu, tıpkı madde bağımlılığı gibi kabul etmekle başlamalıyız. Sonrasında Kilo Psikolojisi ve psikososyal analiz için geçmiş verileri içtenlikle, olması gerektiği gibi yüksek teslimiyetle paylaşarak, anlaşılma,  algılama ve doğru yorumlama özverisine özen gösterip,  'Gelişerek Değişim' eğitim ve uygulama sürecini benimseyip, yeni ve farklı öğreneceğimiz bilgileri yaşamlarımıza entegre ederek, Zihnimizi Özgürleştirerek, her tür bağımlılıkta olduğu gibi, kilo ve obeziteye neden olan bağımlılıkları ve tüm alt kategorileri  'kalıcı' şekilde aşabileceğimizi görebiliriz.

 

Zihnimizi;  sorgulayıcı, akılcı ve çözüm odaklı bütünsel yaklaşımları ile birlikte 'süreç  bilinci içinde' kendimize bir miktar zaman vererek ve doğru rehberlerle her türlü kimyasal ve zihinsel bağımlılıklarımızdan kurtarabiliriz. Yo-Yo sendromu ve Kilo alma çarkı içinden çıkabilmek için en etkili silahımız; GELİŞEREK DEĞİŞİM ve detaydan bütüne ulaşma eğitimlerini çok yönlü sunan 'Sağlıklı Yaşam Çemberi Bütünü' olacaktır.

 

Cehalet de, yukarıda anlatılan diğer kategorilerde itiraf edilebilir bir şeydir! Bu kabullenme ile her şey daha kolaylaşır.  Tüm bilgi kirlilikleri, Zayıflama kavramının değersizleştirilmesi, herkesin kendi %1'ini %100 gibi dayatmaya çalışması ile her türlü yolun mubah gösterilmesi, zaman içinde başaramadım duygusu ile beraber insana güven ve inanç sorunu yaratır. Bu sorunlardan da çıkış yolumuz, 'bağımlılıktaki yönlenmeden' farklı değildir.

 

Aydınlanma kaçınılmazdır, zihni özgürleştirmek, bilinçsizce teslim olunan dış kontrollerden arınmak ve hedefe uyumluluk yönünde gelişerek değişim eğitimleri ile bilinçli adım atmak, sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için tek çözümdür!

 

 

Bu gelişim yazısındaki hangi kategoriye dâhil olursak olalım, artık kuma gömülü başımızı kaldırarak ve gerçekleri biraz da zoraki görerek, zihinsel özgürlük ve GELİŞEREK DEĞİŞİM için özveri ve çaba göstermek artık kaçınılmazdır.

 

Buradaki ilk adım, insan olma özünden başlayarak, yukarıda anlatılan farklı gerçekleri benimsemek ve kendi kategorisini kabul etmek suretiyle atılmış olacaktır! Vurgulamak istediğimiz aksi davranışlarla, kısa bir zaman süreci sonrasında, maalesef ulusun tümüne yakını kilolu veya obez olduğunda, bireysel yapabileceklerimizin de çözüm çemberi daraldığında, yeni koşullara uyarlanan, yeni dayatma paketlerinde kaybeden ve acı katsayısı artan yine kendimiz olacağız. Bu sistemde, her iki taraf da tezgâhlayanlar veya sistemi besleyenler, araç oldukları mevcut yapıda, kendi içlerinde çıkış yollarını tamamen kapatacaklardır!  

 

Kendi fizyolojik, zihinsel, duygusal, sosyal sağlığımıza yönelik belirleyici adımlarda ve stratejilerimiz de temel hedefimiz şu andan itibaren insiyatif üstlenmek olmalıdır. Tek anlamlı ve kesin çözüm odaklı seçeneğe giden ana yol budur! Büyük değişimler, GERÇEKLERİ duyduğumuzda, cesaretle onları algılamak ve kabullenmek ile başlar.

 

Bu kapsamda kabul ettiğimiz her olumsuz duygu, gelecek için pozitif bir yaklaşımdır. GELİŞEREK DEĞİŞİM için ilk adım bu kabullenme sürecidir. Kabullenmek zordur. Ama kesin çözümün ilk adımıdır. Hz.Mevlana'nın buyurduğu gibi...

 

"Ham meyveler ağaca sıkı sıkıya tutunur, olgunlaşanlar ise ondan ayrılır."

 

"İnsan öldüğü zaman uyanır."

 

 

OMDER-

Kurucu Başkan

HALİL KARGULU

Psikolog  / Üstün Performans Uzmanı

SEMİR BERBER

Kilo probleminize kesin ve kalıcı çözüm için Gelişerek Değişim olmazsa olmazdır. Gelişerek zayıflama, zihne format ve hızlı kilo vermek için HK Performans Üyelik seçeneklerini mutlaka inceleyiniz.

ETİKET: hızlı zayıflama, gelişerek zayıflama, sağlıklı ve kalıcı zayıflama, en etkili zayıflama yöntemi, gelişerek değişim, HK Performans, Üstün Performans Uzmanı Halil KARGULU, Dünya Zayıflama Rekortmeni Halil KARGULU, Üstün Performans Uzmanı Semir BERBER

« Geri