MAKALELER

SİBEL CAN'ın kızı MELİSA Rahmetli " DİLA KURT" olma yolunda ilerliyor...

SİBEL CAN'ın KIZI MELİSA VE  2. DİLA VAKASI.

SİBEL CAN'ın kızı MELİSA  Rahmetli " DİLA KURT"  olma yolunda ilerliyor...

SİBEL CAN'A KİM DUR DİYECEK!

Gelin birlikte 19 Yaşında Üniv. Öğrencisi olan Dila Kurt'un 98'kg ile Kuşhan Zayıflama kampında 45 günde 15 kg zayıflama süreci içinde kalp krizi geçirerek, hayatının baharında, hayata gözlerini yuman DİLA KURT olayını tekrar hatırlamaya çalışalım ve MELİSA'nın benzer süreçlere nasıl itilmeye çalışıldığını hep birlikte değerlendirelim.

19 Yaşında üniversite öğrencisi olan ve 98 kiloya çıkmış olan bir kızın, görselliğin ön planda olduğu günümüzde, kilosundan kaynaklı sürekli eleştirilmesi, en yakınları tarafından bilinçsizce "aşağılanması" değersiz davranışlarla karşılaşması, küçük küçükte olsa, olmadık yakıştırmalar ve itici stres kaynağı yaklaşımlarla yüz yüze gelmesi, üniversite ve arkadaş çevresinde, çok daha düzeysiz ve sürekli ezmeye, sindirmeye yönelik sözde arkadaşları tarafından horlanması, en hafifi ile "ayı", "hayvan gibi olmuşsun", "inek bacaklı", "denize girme deniz taşacak" gibi basit ama yazmaya burada cesaret edemediğim daha pek çok aşağılayıcı, onur kırıcı, alaycı tavır ve davranışlar altında ezilen, 98 kilodaki genç bir kızın, bu konuda bu kadar bilinçsiz olan bir toplumda, normal bir psikolojide yaşaması zaten imkansızdır...

En yakınlarının veya en yakın çevrelerindekilerin dikkatsiz, özensiz, kırıcı, aşağılayıcı, çoğu zaman anlayışsız, hatta duygularını olumsuz yönde kullanabilecek kadar densiz davranış biçimleri içerisinde bulunabilmesi, benzer şekilde; ağzımızdan çıkan her sözcük, özgüvenini tam olarak kazanamamış, hayatta tek başına ayakta durabilme yolunda ilerleyen çocuklarımız tarafından farklı anlamlar yüklenerek algılanmaktadır. Hele de, bu sözcükler bir gencin kendi bedeni ile ile ilgili sıkıntılar yaşadığı, zaten obez olmasa bile, kendisinin yüzü sivilceli, erkekler veya kızlar tarafından beğenilmeyeceğini düşündüğü bir dönem içinde, ne yazık ki sonuç ,ya yaşayan bir ölü ya da gerçek ölümle sonuçlanır.

DİLA'yı öldüren süreç, gittiği zayıflama kampında hızlı kilo vermesi değil, çok genç bir yaşta olmasına karşın, çıplak olarak ayna karşısında gördüğü bedenini kabullenememesi sonucu, o zamana kadar, o narin kalbini defalarca zorlayacak şekilde, pek çok kez, benzer diyet  ve kilo verme,  alma süreçleri yaşayarak, 5-10 kg verip 10-15 kg ala-ala 98 kiloya çıktığını asla unutmayalım,  98 kilo olana kadar geçirdiği tüm bu sürçeler kalbini zayıflatmış, o genç yaşta bedenini yıpratmış ve iç organlarının iflas edecek noktaya getirerek, son denemesi olan "kuşhan" kampında bilinçsiz ve adeta işkence çektirecek yöntemlerle, zaten zayıflamış kalbi artık bu yaşananlara isyan ederek durmuş ve ani kalp krizi sonucu aramızdan kuş misali uçup gitmiştir.  

Bu yaşananlar bize örnek olması gerekirken, daha bilinçli daha duyarlı olarak çocuklarımıza yaklaşmamız, onları sevgimiz ile gerekli desteği vermemiz gerekirken, görüyoruz ki; bazılarımız bu yaşananlardan hiç ders almamış ve uğruna hayatımızı vereceğimiz çocuklarımızı, ölüme götüren süreçleri yaşatarak, 2. bir "DİLA KURT" olayı olmaya aday bir süreç, kimsenin dikkatini çekmemektedir.

Bir CAN daha gidince mi sorgulayacağız tüm bu sürece iten nedenleri ve sonuçlarını, çok açık ve net bu gidişatın sonunu göremiyor muyuz? Şimdiden.

SİBEL CAN Yıllardır, kilo verme- alma olayını, her albüm öncesi medyada reyting yapmak için kullanmış, kilolu insanları duygusal ve psikolojik olarak olumsuz yönde etkileyerek, bu milleti defalarca kandırmış ve aldığı ahlar dolayısı ile, doyuramadığı ruhsal açlığının karşılığı "o meşhur SİBEL CAN Diyetlerine rağmen, sürekli şişerek bu milleti kandırmanın cezasını kendi hayatında her gece döktüğü göz yaşı ile, hala ödemeye devam etmektedir...  tüm bu süreçlerden akıllanması ve ders alması gerekirken görüyoruz ki, Benzer süreçlere kızını hazırlamış ve sırf reyting uğruna kızını göz göre-göre, ölüme sürüklediğinin  bile farkına varmayacak kadar gözü dönmüştür.

Birileri bu kadına dur diyebilmeli ve 2. bir DİLA olayı yaşanmaması için, MELİSA'nın acilen koruma altına alınması ve yaşadığı psikolojik ve duygusal değişimler göz önünde bulundurularak, bu gencecik yaşında, başkalarına çok kötü örnek olması dolayısı ile, benzer kilo verme süreçlerinin reklam edilmesi yasaklanmalıdır.

Aksi halde; hiç kimse yarın "dila" benzeri bir adli durumda, hatayı başkalarında aramamalıdır.

"İki ay önce Melisa, arkadaşlarıyla birlikte kampa gideceğini söyledi."  "Melisa orada olmaktan çok mutlu."  Bu cümlede Sibel CAN,  onun mutluluğuna şaşkınlığını dile getirmiş ve bu mutluluğu bozmak istememesi, Melisanın evde ne kadar mutsuz olduğunun kanıtı değil mi?

AYNI SÜRECİ DİLA KURT olayın da  yaşamadık mı?

"Orası rehabilitasyon merkezi, kızım oraya yattı diye ağladım. Hatta her ziyaret sonrası içim acıyordu. Fakat o kadar mutluydu ki onun bu mutluluğunu bozmak istemiyordum. Hep gizli giyinip, soyunurdu. 1,5 ay sonunda ilk kez banyodan çıkıp bana vücudunu gösterdi." (04 Kasım 2009 tarihli bir gazeteden alıntıdır.)

Dila'nın annesine ait bu sözler, Dila'nın ailesiyle kendi evinde yaşadığı dramın tam bir özeti aslında... 19 Yaşında bir üniversite öğrencisi, yani artık kendi kişisel kararlarını verebilecek kadar yetişkin sayılabilecek bir genç kızın, annesinin deyimiyle bir "rehabilitasyon merkezi"ne yatmak istemesi; Dila'nın ailesiyle birlikteyken yaşadığı mutsuzluk, baskı, bunalım, çaresizlik, utanç, insanların hatta ailesinin bile ona acıdığını düşünmesiyle, incinmiş gururunun ve kırık kalbinin apaçık bir göstergesi. Rehabilitasyon merkezinde, 45 günde, hiçbir arkadaşını görmeden, sosyal yaşamda yer almadan, yazın en güzel günlerini arkadaşları plajda-havuzda neşeyle geçirirken, onun evinden ve ailesinden uzakta geçirdiği değişim, onu "hiç olmadığı kadar mutlu" yapmış. "fakat o kadar mutluydu ki, onun bu mutluluğunu bozmak istemiyordum." Bu cümlede Dila'nın annesinin onun mutluluğuna şaşkınlığı ve bu mutluluğu bozmak istememesi, Dila'nın da, evde ne kadar mutsuz olduğunun da kanıtı değil mi?

"hep gizli giyinip soyunurdu. 1.5 ay sonunda ilk kez banyodan çıkıp bana vücudunu gösterdi." Bir genç kız normalde annesinden utanmaz. Giyinirken annesinden saklanmak için özel bir çaba sarf etmez. Bu davranışlarıyla onun yaşadığı yalnızlığın, utancın, kimsesizliğin pekala farkındaymışsınız da, niçin gerekli hassasiyeti o zaman göstermediniz? Yoksa siz de onu giyinirken görmeye tahammül edemiyor muydunuz? yada; bunu ona hissettirmiş miydiniz? Niçin onu anlamaya çalışmak, yardım etmek yerine yargıladınız! Utandırdınız! ve yapayalnız bıraktınız? "her ziyaret sonrası içinizin acıması" duyduğunuz vicdan azabının bir göstergesi mi? yoksa zaten, her zaman olduğu gibi, Dila'ya duyduğunuz acıma hissi ve bunu da kızınızın anlamasıyla hissettiğiniz tedirginlik mi?

Siz kızınızı, canınızı kaybettiniz. Duyduğunuz acı çok büyük, Allah sabır versin. Peki hiç düşünmediniz mi! onu bizde üzdük, eleştirdik, yargıladık, acıdık, gururunu kırdık, mutsuz ettik ve bu duruma biz de sebep olduk diye? Bence düşündünüz ve aslında yaptığınız hatayı anladınız. Kendinizi bir türlü affedememeniz bu yüzden. Duyduğunuz vicdan azabıyla belki bir başka suçlu bulsanız, biraz rahatlayacaksınız. "Dila" gibi binlerce genç var etrafımızda, yada tüm gençliğini kızınızın yaşadığı dramla geçirip, artık bunu kanıksamış, kendini çok çaresiz hisseden, çok mutsuz ve sadece kilolu olduğu için insanların farklı davrandığı "yarı-engelli" bir topluluk. Kızınız gülerken bile gözlerindeki mutsuzluğu ve ağlamaklı ifadeyi hiç fark etmediniz mi? Niçin; kızınızı, onun gibi binlercesini, hiç olmazsa şimdi anlamak ve kendinizi yargılamak yerine, suçluyu başka yerde arıyorsunuz?

Evet size çok tanıdık geldi değil'mi bu cümleler, daha 1 yıl bile olmadı DİLAYI kaybedeli;

Ama görüyoruz ki bugün kendince uzmanlar, MELİSA olayını hala, az kilo verdin, çok kilo verdin, sağlıklı, sağlıksız gibi çok kısır bir algılama ile, çözüm değil; gerçeklerden uzak çözümsüzlük içinde, "Dila" olayını hiç hatırlamadan ve hiç ders almadan, gerçeklerden uzak yaklaşımlarla tartışmaya çalışıyorlar. 

Gerçek şu ki, Melisa gibi binlerce genç, hayatın baharında yaşarken, ölüme mahkum edilmiş, sevdikleri tarafından anlaşılamayan ve algılanamayan, sevgilerini vererek, GELİŞEREK DEĞİŞİMİ YAŞATARAK, Çözebilecekleri durumlarda bile,  kampa kızlarını göndermeyi marifet sanan ve 5-6 kg  verdirip 10-15 kg. çok hızlı geri alacaklarını göremeyecek kadar kör ve sevdiklerini ölüme yaklaştıran anlayış ile, herkese çok kötü örnek olmaktadırlar. 

Benzer yaşlarda bir Üniversite öğrencisinin bu konuya yaklaşımı ise gayet manidardır.

"O kiloya geldiğimde sebebini bilemezdim, çünkü çabuk gelişirdi olaylar, anlamazdı. İç dünyası karma karışık olurdu, dışarı çıkmak istemez, okula gitmek istemez, arkadaş edinmek istemez, görünüşünden ötürü kendinden nefret eder. Bence Dila merkeze gitmeden önce yarı ölüydü zaten, çünkü dışarıdan müthiş bir baskı vardı, o da her şeyi göze alarak merkeze gitti. Şişman insanlar zayıflamak için her şeyi, akla mantığa sığmayacak şeyleri bile yaparlar, mesela o duyguyla, baskıyla, ne biliyim beyin dönüyor sanırım, "tenya" yumurtası bile yutarım dedim. Şişman insan zayıflamak için ne olursa olsun kabul eder, hiç düşünmez. Her konuda düşünceli ve mantıklı düşünüyorum, fakat bu benim zayıf noktam, kilom yüzünden özgüvenimi kaybettim."

Çeşitli şekillerde ifade edilse bile, sorunun ne olduğunu çok yönlü incelenip, buna uygun kalıcı çözümlerin öğretilmemesidir. Bilinen sistemlerin ticari zihniyetle yönetildiği, bilimsellik adı altında, kişinin hiçbir bilinçaltı  duygusu göz önüne alınmadan, sadece bedenini zayıflatmaya yönelik çalışmalar ve bunu yapan  insanlarında inandıkları değerlere körü körüne inanmaları gelinen noktayı açıklamaktadır.  Ailesinin, "daha ne yapabilirdik, bilmem nereye bile gönderdik" diye düşünüp sorumluluğu üstlerinden atma rahatlıklarıyla, bu iki faktörün içinde kendini bulamayan, halen birilerine bir şeyler ispatlamak isteyerek, içindeki kilo verme sevincinin coşkusu kadar, öfkeye dönen iç savaşının bitmemesi sonucu, ruhu zaten ölüyken bedenini de kaybeden bir genç kız,

DİLA'yı KİM ÖLDÜRDÜ! sorusuna gelince; 

Bir adli vaka gibi başlık attığıma bakmayın

Dila'nın ölümü, çok da adli bir olay değil... çünkü failler belli...

Öncelikle anne ve babası... Cinayet silahları sevgi... ya da sevgi zannı... kızlarının yaşadığı psikolojiyi hiç anlamayarak,  bu kiloya gelmesine kadar geçen süreçlerde, bilinçsiz ve tutarsız davranışları ve Sevdiklerini sandıkları çocuklarının 19 yaşında olmasına rağmen, eskiden aynı kampa katılmış insanların internette sayfalarca işkence merkezi olarak adlandırıp, uygulama içeriğinin hiçbir çözüm sunmadığı bu kliniğe gitmesine ön ayak olmaları,  gerçekleri anlamak için yetmez mi?

Ayrıca, sevdiklerini sandıkları çocuklarının, yanında giyinmemesinin sebebinin kendileri olabileceğini aklılarına getirmedikleri için, bu olaydan direk sorumlu değiller mi?

Yaşadıklarımızın sonuçlarını başkalarına yüklemek ne kadar doğru bilemem ama, bir insanın kişiliğini, bilinçsizce zedeleyen ve onu daha büyük kısır döngülere sürükleyen herkes suçlu... Kim ister ki obez olarak hayatını sürdürmeyi... Onca kırıcı sözcüğü dinlemek zorunda kalmayı, EN GÜZEL YAŞLARIN KABUSA DÖNÜŞMESİNİ ve kendi kendini ölüme sürüklercesine, sadece başkalarına inat koyun sürüleri gibi uzak bir kamp veya çiftlikte yaşamını sürdürmeyi...

Anne-babalara düşen en büyük görev çocuklarına, boyu, kilosu, saçı, rengi, kaşı-gözü nasıl olursa olsun, onların kendileri için çok değerli olduğunu, koşulsuz sevildiğini ve böyle bir şeyi sadece kendi yaşamları için istemeleri gerektiğini hissettirmelidir.. Çözüm yollarını birlikte aramalı, doğru yöntemleri birlikte keşfetmelidirler.

Bu problemin çözümü için; onları kimsesiz bir çiftliğe göndermek yerine, uğruna her şeyi feda edeceklerini düşündükleri çocukları için, kendi yaşam şekillerinde de değişiklikler yapmalıdırlar.

Bu problemi yaşayan herkes, etraftaki binlerce sözde iyilik perisine boyun eğmeden, kendi gerçeğinin farkına varıp, doğru çözüm yolları ile ve sadece kendimiz için, en doğru sonuca ulaşmayı istemeliyiz.

Bu vesile ile; KİLO VERME ?ZAYIFLAMA SÜREÇELERİNDE ki, kilo psikolojisini bir kez daha hatırlayarak,  Sayın SİBEL CAN'a dur demeyi ve aklını başına alması gerektiği tavsiyemizi bir kez daha dile getirerek, benzer süreçteki herkesin, bu olaylardan büyük ders almasını temenni ediyoruz.

Sevilen ve takip edilen medya mensubu olarak, sizde üzerinize düşen sorumluluk çerçevesinde, bu konularda halkımızı bilinçlendirmek için yukarıdaki yaklaşımları halkımızla paylaşmanızı rica ediyoruz. 

OMDER.

HALİL KARGULU

NOT:

Bu makaleyi daha iyi anlamak için
 
http://www.vucudunsifresi.com/tr-tr/haber_makale.asp?RecID=456&TabID=0

Bu linkteki,  ÖLEN pek çok gencin gerçek dramını okumalısınız ve sorumluları siz belirlemelisiniz...

Makaleler...

« Geri