MAKALELER

OBEZİTE VE BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR...

OBEZİTE VE BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR...

Beynin Hipotalamus bölgesini etkileyerek besin alımını azaltan, yağ hücrelerinde salgılanan Leptin hormonu ile Pankreasın iç salgısı olan ve yağ dokularıyla orantılı olarak salgılanan, kandan beyne geçerek besin alımını azaltan, İnsülin hormonu gibi bazı belirleyici hormonlar ile ilgili son yıllarda yapılan araştırmalardan, deneysel hayvanlarda %100 kesin sonuç alınmasına karşın, insanlarda yapılan klinik denemelerin çoğunun başarısızlıkla sonuçlanması, obez hastalarının umutlarının boşa çıkmasına neden olmuştur.

     İnsanların davranışlarına temel teşkil eden bilinç ve bilinçaltı hallerini bilimsel testlerle tespit edip anlamak mümkün değildir. İnsan; akıl, şuur, düşünce üretebilme gibi dinamiklere sahip oluşu sebebiyle, diğer canlılar gibi sadece teste tabi tutularak yorumlanabilecek bir varlık değildir. Damak tadı ve göz zevki gibi değişken algılamaların fiziksel etkilerinin yoğunluğu göz önüne alınarak, deneysel hayvanlardan alınan %100 olumlu sonuçların insanlarda aynı etkiyi göstermesi beklenmemelidir. Açıkça bu konudaki teorimi ifade etmeliyim ki; dünyanın sürekli şişmanlaması ve  şişmanlayacak olması, bahsi edilen göz zevki ve damak tadı alışkanlıklarımızın kişinin kendi iç dünyası dışında kontrol altına alınamayacak olmasındandır...    

Yaklaşık 30 milyar hücre bulunan insan beyninde, açlık, susama gibi hisler için, Bilim insanlarının, iç organların kontrol merkezi olan Hipotalamus bölgesini incelemekten çok, his ve ruh dünyamızı ilgilendiren, beynin ön-orta kısmında yer alan Talamus merkezini, şişmanlık hastalığı ile ilgili olarak çok daha detaylı incelemelerinin daha doğru ve yararlı olacağına inanıyorum. 

Çünkü; bizim his ve ruh dünyamıza etki eden yönlendirmelerin sırrı hala çözülememiştir. O nedenle bilimsel çalışmaların sonlanmasını bekleyerek de kaybedecek yıllarımız yoktur. Çünkü mevcut sistemlerde zayıflayabilme şansımız tamamen kişisel irademiz, kendi iç dünyamız ve bedenimizle ilgili harcayacağımız çabaya bağlıdır..

     O halde tek çözümün kendimiz olduğunu anlar, dışarıdan yapılan müdahalelerin  söz konusu süre içinde geçerliliğini koruduğunu, müdahalenin kalkması ile tekrar eski halimize döndüğümüzün bilincine varırsak hislerimizi, davranışlarımızı, dolayısıyla yeme alışkanlıklarımızı değiştirebilmek için  çaba harcarsak ve  sorunu çözmek adına ancak ve ancak kesin kararlılık gösterirsek zayıflamada başarıya ulaşmamız mümkün olabilir. Aksi durumda ya her zaman aynı söylemleri tekrarlayanların yöntemlerine takılıp kalacağız,  ya da İlacı yut-zayıfla gibi mucize hap beklentileri içinde kendi potansiyelimizi görmezden gelmeye devam ederek, bırakın zayıflamayı, giderek şişmanlayacağız.
      
       Bizler göz zevkimize, damak tadımıza hakim olmadıkça bugünkü tıbbın yapabileceği çok fazla bir şey yoktur. Zaten yapılan istatistikler de,  bunun böyle olduğunu net olarak ortaya koyuyor. Bu güne kadar ilaç, diyet, farklı yöntem ve teorilerle zayıflamaya çalışan hastaların %95'inden fazlası, bir süre sonra eski kilolarına geri dönmüşler, hatta daha fazlasını alarak, bir sonraki zayıflama programının da şansını azaltmışlardır.  Çünkü başarısız her diyet,  kilo vermeye karşı vücut direncinin biraz daha güçlenmesi anlamına gelir. Bu durumda bilinçsizce,  aşırı kısıtlamalar içeren rejimlerin bir tek ortak kaderi olacaktır. Fazla kilolarını vermeye çalışan insanlara bir doz depresyon, verilen kiloları geri alırken,  daha da büyük bir doz depresyon...

       Özdemir Asaf'ın da dediği gibi "İnsandır; doyduktan sonra yiyen tek yaratık" ifadesindeki şişmanlığın vurucu nedenini iyi anlamamız ve buna göre çözümler üretmemiz gerekir. Her ne kadar son aldığımız gıdaların beyin üzerindeki kimyasal etkisi ve kullanılan kimyasal katkı maddeleri, göz zevkimizin ve damak tadımızın kontrolünü elimizden almaya çalışarak bize farklı duygular hissettirse de,  bu duruma engel olmayı başarabilmek mümkündür.   

  Psikolojik ve sosyolojik anlamda nedenleri ve etkileri bu kadar belirgin olan bir hastalık için sadece bilimsel yollarla çözüm üretilebileceğine inanmak, mucize beklemekten başka birşey değildir. Herkes bir mucize bekliyor bilimden. Bilimi, mucize beklentileri içinde değerlendiriyoruz ve belki de yönlendiriyoruz. Son yıllarda piyasaya çıkan zayıflama ilaçlarındaki artışın bir nedeni de bu olmalı. Ancak bir bütün halinde tedavisi mümkün olabilen bir hastalığı,  biz sadece fizyolojik yollarla çözüme ulaştırılabilir bir hale getirsinler diye bilim dünyasından medet umuyoruz. 

Temelinde düzenli, mutlu, tatminkar bir ruh hali gerektiren ideal yaşam formatı, herkes için değişkenlik gösterir tabi ki. Mutlu olmak, iyi hissetmek,  yaşamdan keyif almak,  doygun ve tok hissetmek bile soyut duygularla ifade edilir. Ve bu hisler,  kişiden kişiye de değişiklikler gösterir. Bu denli bireysel yaşanan duyguları belli bir genelleme ile tedavi etmek elbette mümkün değildir. Hele ki bilim gibi somut verilerle uğraşan bir alandan,  bütün bu soyut duygularla da baş edebilecek mucize bir ilaç beklemek,  kendimizi kandırmaktan ve sistemin bizi kandırmasına izin vermekten başka bir işe yaramaz.

  Bilimsel araştırmalar; bedenen ve fizyolojik olarak değerlendirmeler yapabilir, ilerlemeler de kaydedebilir. Ama insanoğlu kendini bir bütün olarak görmedikçe obezite ile baş etmesi mümkün olmayacaktır. Bilimsel araştırmaları saygı ile izlemeye,  gelişmeleri takip etmeye devam edelim ama asla şapkalarından tavşan çıkaracak sihirbazlar muamelesi yapmayalım bilim insanlarına. Bu, bilim dünyasına da,  saygın bilim adamlarına da yapılmış büyük bir haksızlık olur.

Onları; mucizeler dağıtan mistik kurtarıcılar gibi lanse etmek, geceler boyu süren araştırmalarına, hayatlarını harcadıkları ideallerine saygısızlık etmekten başka bir şey değildir. Bilim somuttur ve her zaman çözüm üretecektir. Ve çözümler elbette bizim içindir. Ama bilimden; ruhumuzu, beynimizi, gözümüzün açlığını,  tatminsizliğimizi, kısacası asıl şişmanlık nedenlerimizi ortadan kaldırmalarını beklemek biraz da yanlış ve ağır bir yükü,  yanlış ve ihtiyaç duyulmayan bir yere taşımalarını istemek gibi olmuyor mu?

  Bir kez daha üstüne basarak tekrarlamak istiyorum ki, şişmanlık tek başına bedensel bir hastalık değildir. Ve tek başına bilimsel yöntemlerle de giderilemeyecektir.

Şişmanlık ancak kişinin kendisine ait nedenler ve çözümlerle tedavi olabileceği, toplumsal yaşanan ama bireysel zararlar verebilen tehlikeli bir hastalıktır.

  Ve şimdi; bedenimizi, beynimizi ve iç dünyamızı keşfederek, bir anlamda da bu hastalığa hoşçakal deme zamanıdır...


Etiketler:  diyet yemek tarifleri   diyet yemekler   diyet programları  diyet zayıflama
                Zayıflama  perhiz  perhiz yemekleri  ...

« Geri