MAKALELER

SUYUN ZAYIFLAMADAKİ YERİ VE SUYU ÇİĞNEME SANATI...

SUYUN ZAYIFLAMADAKİ YERİ VE SUYU ÇİĞNEME SANATI...

Su; hayatımızın vazgeçilmezi, en değerli ihtiyacımız ve en büyük tedavi kaynağımızdır. Su dünyamızın %70'ini, insan vücudunun %65- 70'ini, beynin %85'ini, kemiğin %20'sini oluşturur.

Suyun vücudumuzdaki fonksiyonlarını ise; ekte detaylıca anlatıldığı üzere; kandaki maddelerin taşınmasını, besinlerin suda çözülerek alınmasını, terleme ve idrar yoluyla zararlı maddelerin atılmasını, vücut ısısının kontrolünü ve kanın asit- baz dengesini ayarlaması olarak sıralayabiliriz.

Vücudumuzdaki su düzeneğimizin merkezi, beynin Hipotalamus bölgesidir. Yani Obezite hastalığının en etkin belirleyicisi olan leptin ve insülin hormonlarının kontrol edildiği merkezi sistemle aynıdır.

Şişmanlığın kesin önleminin; önümüzdeki yıllarda, vücudumuz için çok gerekli olan Vitaminler ve Minerallerin vücut dirençlerine, performansa etkisi, hislerin kontrolünde etken maddeler kullanımı, ayrıca içtiğimiz suyun fizyolojik sistemimizi nasıl etkilediğinin incelenip araştırılmasıyla mümkün olacağına inanmaktayım. Çünkü her gün bilinçsizce tüketmek zorunda olduğumuz "Su" için bile cansız bir madde demek doğru olmayabilir.

Japon bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emoto'nun, suyun biyo-fiziki özelliklerini araştırarak ortaya koyduğu su gerçeği, yapılan on binlerce deney neticesinde, suyun sadece kötü bilgileri değil, hisleri ve şuuru da kaydettiğini ispatlamaya yöneliktir. Masuru Emoto' ya göre

SU: "Canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su; çevresinde pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir "

Bu çıkarım, biraz mistikçe bir yaklaşım olsa da dünyanın ve bedenimizin böylesine önemli bir hacmine sahip olan suyun; en doğru, en kapsamlı araştırmaları hak ettiğine inanıyor ve ben de çalışmalarımda özellikle iyonize edilmiş oksijenli su tüketimine yönelik pratik uygulamalarda bulunuyorum.

İngiltere'de yapılan araştırmalarda ortaya çıkan bir başka sonuca göre, "İnsan vücudunun, günde en az 2 litre suya gereksinimi vardır" sonucuna ulaşılmıştır.

Bu su vücuda; ister sulu gıdalarla, isterse doğrudan su tüketimi olarak alınsın, amaç; toplam sıvı alımını ifade eden bir miktarla tüketilmesi gerektiğini vurgulamaktır. Yani su üreticilerinin bize dayatmaya çalıştığı gibi bu sadece içilecek net su miktarı değildir, alınacak günlük sıvı miktarıdır. Fakat kişiye, yaşa, kiloya göre de bu su miktarı değişkenlikler gösterebilir. Biz zayıflamada suyu işlediğimizi göre günlük alınması gereken toplam sıvı miktarı olarak ihtiyaç dahilinde 1,5- 2,5 litre diyebiliriz.

Vücudun ihtiyacından fazla su içmek, hayati önem taşıyan mineraller ve başta C Vitamini ve suda çözünür önemli vitaminlerin idrar ve terleme yolu ile kaybedilmesini sağlayacağı, mideyi şişirip genişlemesine neden olacağı, sonrasında da daha fazla açlık hissettireceği için doğru bir tüketim şekli değildir. Bu şekilde zayıflamak adına genel tavsiyelerde ki gibi, ihtiyacımızdan fazla su içmeye çalışırsak, faydasından çok zararını görmeye başlarız.

Çünkü tüketmek durumunda kaldığımız besin değeri azaltılmış gıdalarla zaten vücuda gerekli olan vitaminleri ve mineralleri yeterince alabilmek mümkün olmuyor. Ve bu değerli maddeleri ihtiyacımızın çok üzerinde su içerek vücudumuzdan zamansız yere atmaya başlarsak kendimizi halsiz, bitkin ve uyuşuk hissedeceğimizden zayıflama süreçlerinde motivasyonumuz ve dayanma gücümüz de azalacaktır.

İhtiyacımız kadar tüketmemiz gereken sıvıyı alırken de, sadece su olarak içilen kısmı için, biraz mistik ama etkili bir yöntem önereceğim.

SUYU ÇİĞNEME SANATI...

Besinlerle ilgili çok yaygın olan, bizim de kesinlikle katıldığımız genel bir görüş vardır. Yiyecekleri lokmalar halinde ağız yolu ile aldığımızda, bir sağ-bir sol yapıp büyük parçalar halinde yutmak ve tıkınır vaziyette, hızlı ve kısa sürelerde yemek yemek bizim düzensiz beslenme alışkanlığımızın bir parçasıdır. Oysa lokmaları ağzımızda eritinceye kadar çiğneyerek yutmak ve yemek süresini uzatmak, çok sağlıklı, doğru ve gerçek bir yeme sanatıdır.

O halde bunu, her sıvı aldığımızda ve özellikle su içtiğimizde uygulamak da harika bir yöntem olur. Yani; suyu çiğneme sanatını oluşturmak da mümkündür. Nasıl dumanı tüten mis gibi bir kahveyi, ya da iyi demlenmiş bir akşamüstü çayını zevkle ve ağır ağır yudumlamayı tercih ediyor, sonrasında da yoğun tatmin duyguları hissediyorsak, aynı etkiyi su için de elde edebiliriz. Ve her yudumda, olmak istediğimiz kiloyu zihnimizde görselleyerek hedefe uyumlu hareket etmiş oluruz.

Benim kişisel tespitimde de; insanların günlük almaları gereken kendilerine ve isteklerine göre belirleyecekleri miktarda suyu içerken, farklı bir düşünce denemek etkili oluyor.

Her bir bardağı elimize aldığımızda 2- 3 saniye gözümüzü kapatarak olmak istediğimiz en ideal vücut ölçülerinde, kendimizin bir fotoğraf karesini veya modellemek istediğimiz kişinin resmini gözümüzün önünde canlandırarak, hissettiğimiz bu tatmin edici duygularla yudumlayarak içtiğimiz suyun şişmanlamayı durdurduğunu ve böyle bir yaşam anlayışının da uzun vadede, şişmanlık üzerinde tek başına %15- 25 gibi bir oranda etkili olduğunu söyleyebilirim.

Yani suyu çiğneme sanatı; kesinlikle ama kesinlikle çok işe yarıyor.

Hayatımızın yaşamsal değeri olan vitaminleri, mineralleri, doğru ve doğal yöntemlerle aldığımızda vücudumuz için uygun olan bölgesel ağırlıklı beden ve solunum egzersizleri ile birlikte, beslenme alışkanlıklarımızı ve davranışlarımızı kontrol edebildiğimizde, su kristalleri mistik gerçeği ile anlatılmak isteneni yaşam felsefesi olarak algılayıp tatbik edebiliriz. Ancak bundan sonra zayıflamanın, ideal kilomuza kavuşmanın hayal olmadığını, bu süreç ne kadar hızlı uygulanırsa o kadar çabuk kilo verdiğimizi yaşayarak görebiliriz.

Suyun temel yapısına farklı bir bakış olarak, Lawrence Henderson'un

Çevrenin Uygunluğu adlı kitabında bir bölüm gerçekten çok değişik bir yorum getiriyor:

"Gizli ısı, suyun ısısını değiştirmeyen, ancak sadece onun katıdan sıvıya, ya da sıvıdan gaz haline geçmesini sağlayan ısıdır. Bir buzu eritmek için ona ısı verdiğinizde, buz 0 dereceye kadar yükselir. Sonra biraz daha ısı verirsiniz, ısısında hiç bir artış olmaz, hala 0 derecedir. Ama artık buz değildir, eriyip su olmuştur. Isısında bir fark olmamasına rağmen, sadece katı halinden sıvıya dönüşmesi için kullanılan bu enerjiye "Gizli Isı'' denir.

Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Normal ısı?, sadece "amonyak" sudan daha yüksek bir donma gizli ısısına sahiptir. Buharlaşma gizli ısısında ise, hiç bir sıvı suyla boy ölçüşemez".

Suyun gizli ısısının ve kapasitesinin tüm diğer sıvılardan daha yüksek olması, biz insanlar için çok önemlidir. Bu özellik, çoğu insanın durmadan şikayet ettiği ama oldukça önemli bir işlevimiz olan terlemenin anahtarıdır. Terleyebilme özelliğimiz ise zayıflama sürecinde, gerek toksin atma gerekse metabolizma faaliyetlerini düzenleme açısından çok önemlidir. Günümüzde; ter atabilme özelliğinizin yüksek olması zayıflama süreçlerinde hızlı sonuçlar alınması açısından etkin bir fiziksel tepkimedir.

Gerçekler bu kadar açıkken, hala bazı insanlar terlememek için cerrahi operasyonlar gibi benzer uygulamalar ile vücudun mevcut dengesini bozarak neden sağlıklı kalamadıklarının cevaplarını başka yerde aramaktadırlar. Çok istisna da olsa kimileri; özellikle yazın terlememek ve sonrasında da kötü kokmamak adına, su bile içerken tereddüt etmekte, genel tabirleriyle terlemekten nefret etmektedirler. Oysa terlemek bize verilmiş bir nimettir; elbette yeteri miktarda suyumuzu da içeceğiz, terleyeceğiz de. Sonrasında düzenli olarak duşumuzu alacağız, rahatlayacağız; bu yolla zayıflama sürecimize de yardımcı olacağız.

Normal şartlarda vücut ısısı 37 santigrat derecedir. Vücut sıcaklığı birkaç derece düştüğünde donma tehlikesi ile karşı karşıya geliriz. Yükseldiğinde ise bu defa da ciddi biçimde güçten düşer ve hastalanırız. 40 santigrat dereceyi geçtiğinde ise hayati tehlike başlar zaten. Yani vücudumuzun ısısı, ancak birkaç derece oynayabilecek kadar hassas bir dengeye sahiptir.

Isının birimi kaloridir. Normal bir insan 10 km.'lik yolu 1 saat içinde koştuğu zaman yaklaşık olarak 1000 kalori ısı açığa çıkarır. Eğer koşu sırasında bu ısı vücuttan atılmazsa, koşan kişinin vücut ısısı o kadar artacaktır ki, koşucu ilk birkaç kilometrenin içindeyken komaya girecektir. İşte bu inanılmaz tehlike suyun sahip olduğu en önemli özellik sayesinde engellenir. Bu özellik suyun termal kapasitesi olarak nitelendirilir. Yani suyun ısısını artırmak için yüksek kalori gerekir. Yüzde 70'i sudan oluşan vücudumuz çok hızlı bir şekilde ısınmaz. Ne kadar fazla enerji harcarsa vücut ısısı o kadar artacak, buna karşılık o kadar fazla da terleyip soğuyacaktır.

Ve başka hiçbir sıvı, suyun sağlayacağı bu mükemmel sistemin bir parçası olamaz.

Şunu unutmamak gerekir ki; beynimiz içinde bulunduğumuz duruma uyum sağlayarak, hissettiklerimizin gerçekleşmesi için, sinir ve hormonel sistemimizin çalışmasını etkileyen en önemli silahımızdır. Bu gücü ne kadar doğru kullanırsak o kadar fayda sağlayacak olmamız, pozitif motivasyon açısından da çok önemlidir.

SU METABOLiZMASI...

Su; hidrojen ve oksijenden oluşan, kokusuz tatsız saydam bir sıvıdır. Bütün organizmalarda madde alışverişi için su gereklidir. Ayrıca su, solunum zincirinde enerji kazanılmasında son üründür.

İnsan organizmasının %65-70'i sudur, bu suyun 2/3'ü hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Genellikle su gereksinimi günlük 1800- 2500 kaloriye karşılık, her bir kalori için 1 mililitre hesabı ile 1.8- 2.5 litre olarak hesaplanır. Vücut ağırlığının %2'si kadar su kaybında, verim ve performansdaki düşüş %20 oranındayken, %4 su kaybında ise verim ve performansda %40 kadar düşüş olur. İnsan; fizyolojik gereksinimi olan suyu hergün muntazam olarak karşılamak zorundadır. Bunun yaklaşık %50'si içeceklerden, %35'i yiyeceklerden, %15'i ise oksidasyon suyu olarak vücuttaki gıdaların yakılmasından sağlanır. Metabolizmada bu işlem sırasında, besinin metabolik enerjisinin her 100 kalorisi için 10-14 gram su oluşur.

Susuzluğun derecesine göre organizmada çeşitli olaylar şekillenir. Kandaki su, olması gereken miktarın %3'ünden fazla eksilirse; böbrekler metabolizma atıklarını geçiremeyecek hale gelir. İnsan organizmasında 2 litre su kaybı olması halinde halsizlik, 3 litre su kaybında belirli bir genel durum bozukluğu ortaya çıkar. 4 litre su kaybı ise; tehlikenin başlangıcı olarak kabul edilir. Organizmadaki suyun %15-20' sinin kaybı ise ölüme neden olmaktadır. Susuzluktan ölüm, kan yoğunluğunun fazlalaşması (kanda 3- 4 litre su vardır) ile ince damarlarda dolaşımın durması ile gerçekleşir. Organizma; bileşimindeki karbonhidrat ve yağın tamamını, proteinin %50'sini kaybetmesine rağmen yaşamaya devam ettiği halde, suyun %20'sini kaybettiğinde ölmektedir.

SUYUN ORGANİZMADAKİ FONKSİYONLARI...

A-Yapı Maddesi Olarak...

Kasların bileşiminde %75- 80
Kemik dokusunda %25
Yağ dokusunda %20
Dişin dendin dokusunda %10 oranında bulunmaktadır.

B-Eritici Solvent Olarak...

Su organizmanın ihtiyacı olan maddeleri eriterek doku ve hücrelere taşımaktadır. Dolayısıyla metabolizma atıkları da su ile taşınmaktadır. Ayrıca besinlerin sindirim sistemindeki seyri, yumuşatılması, emilmesi ve kan dolaşımı ile taşınması da su ile orantılıdır.

C-Isı Regülatörü Olarak...

Isının vücuttan atılması ve vücut ısısının ayarlanması su ile sağlanır. Yoğun efor gerektiren işlemlerde kaybedilen su vücut ısısının dengelenmesi içindir. Çok yüksek yerlerde (2500m ve daha yüksek) oksijen azlığı nedeniyle, solunum sayısı arttıkça akciğerlerden fazla su atılmaktadır.

D-Kayganlık Verici Madde Olarak...

Su özellikle vücudun oynak yerlerinde ve iç organlarda yeterli kayganlığı sağlayarak sürtünme ve aşınmayı engeller.

SUYUN ORGANİZMADAN ATILMASI...

Metabolik olaylar sonucu oluşan atıklar organizmadan değişik yollarla atılmaktadır.

A-İdrar İle:

Alınan suyun %60'ı idrar ile atılmaktadır. Su idrarla atılan bu tür maddeler içinde, eritici olarak görev yapmaktadır. Yetişkin bir insan günde 1- 1.5 litre suyu bu yolla kaybeder.

B-Dışkı İle:

Bu yolla, alınan suyun %5'i atılmaktadır.

C-Deri İle:

Organizmadaki suyun %20'si buharlaşma ve terleme yolu ile atılmaktadır.

D-Akciğerler İle:

Hergün 0.4- 0.5 litre su organizmadan dışarıya bu yolla atılmaktadır.
Su kaybının daha az olacağı düşünülen spor branşlarında dahi, bir saatlik yoğun bir çalışma ile ortalama 1- 2 litrelik su kaybı söz konusudur. Su kaybı ile birlikte kalp normalden daha hızlı çalışmaya başlar. Soluk alma güçleşir.

Yorulma süresi artar ve doğal olarak çalışma süresi kısalır.

VÜCUTTA SU KAYBININ FİZİKSEL ETKİLERİ...

% 1-5 >> Susuzluk, Harekette düzensizlik, Deri kızarması, Sabırsızlık, Yorgunluk, Kalp ritminde artış.

%6-10 >> Baş ağrısı, Soluk almada güçlük, Kan volümünün değişmesi, Konuşma zorluğu, Hatırlama güçlüğü, Kan yorgunluğunda artma.

%11-20 >> Kramplar, Yutkunma zorluğu, Dilin şişmesi, Görme bozukluğu, Duyma zorluğu, Ateş, Duyarlılıkta azalma.

Vücut ağırlığının %2'lik kısmı için su kaybında durum :

Dayanıklılıkta azalma olur. (Su içildiğinde normale döner)

Vücut ağırlığının %4'lük kısmı için su kaybında durum :

Kuvvette azalma olur. (Kayıp; su içildiğinde bile hemen karşılanmaz)

Pek çoğumuzun hiç düşünmeden bilinçsizce içtiğimiz suyu bu kadar detaylı anlatmamdaki sebep şudur:

Özellikle kısa süreli çalışmalarımda sonuçlandırdığım; bir günde vücut ağırlığımın %10'u aşan, bir aylık çalışmada ise %25'ni aşan kilo kaybını hala su veya sıvı yüklemesi gibi mümkün olmayan yollarla açıklamaya çalışanlara bir cevap niteliği taşıması amacındadır.

Konunun bilimsel açıklamalarında da okuduğunuz üzere, sadece bu oranlarda sıvı kaybı bile nerdeyse imkansızken ve ben bu imkansızı sağlığımdan en ufak bir ödün vermeden, sıvı olarak değil kilo kaybı olarak başarmış bir kişi olarak karşılarında durabiliyorken, bunu gerçeküstü açıklamalarla geçiştirmeye çalışmalar, bende de bu hastalığa asla çözüm bulunmasını istemiyorlar gibi bir şüphe oluşturuyor doğal olarak.

Vücudun bir bütünü olarak 10 günde 17 cm, 30 günde 27 cm ve toplamda 33 cm'lik vücut incelmesi ve sıkılaşmasını da aynı sürelerde sağlayarak kilo verilebilmiş ise, amaç alkışlanmak değil, bunu tüm insanlara ulaştırabilmek için gereken desteği sağlamaktır.

Ve en önemlisi de bu desteği sağlayabilecek insanlara ulaşmaya çalışmak bu kadar zorken, köstek olmaya niyetli insanların size ulaşmalarının saniye sürmüyor olmasının getirdiği ön yargılardır. Sonuç olarak benim için önemli olan, bu başarıların ne kadar çok insana ulaştığı ve ne kadar çok insanın fayda görebileceği ile doğru orantılıdır.

Olumlu ya da olumsuz her yönden gelecek etkilere karşı, inançlı ve tutarlı duruşumu sürdürmeye devam edeceğim.

"Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı. Gerçekçi kişi ise; Hem tünel ile birlikte ışığı, hem de gelecek treni görür.'' JOHN HARRIS

ZAYIFLAMADA SUYUN ETKİN OLARAK İÇİLME ŞEKLİ...

Sizlere suyun ne kadar içilmesi gerektiği gibi miktara yönelik tavsiyelerden çok, nasıl bir içerikte içilmeye hazır hale getirilebileceği konusunda önerilerde bulunabilirim.

Avrupa'da çok yaygın kullanılan ama Türkiye'de pek çoğumuzun yeni duyacağı OKSİJENLE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ SU'yu, yeni YENİ BİR LEZZET olarak gösterebilirim.

Normal suyun tadı aslında sadece taze ve soğuk olduğunda güzeldir. Birçok insan suyun tadının daha güzel hale getirildiği şişe sularını içmeyi tercih eder. Suya oksijen katılması sadece yararlı değil, aynı zamanda da bir tazelik hissi verir.

Suyun özelliklerini ve kalitesini arttırmak için, oksijen ile zenginleştirilebilir. Musluk sularında litre başına yaklaşık olarak 4?9 mg. oksijen bulunmaktadır. Ancak olması gereken, sağlık için en ideal oksijen miktarı için araştırmaların ortaya koyduğu sonuç; litre başına 40?70 mg.'a kadar oksijen ile zenginleştirilmiş su içmememizin doğru olacağıdır. Vücuda sıvı yolla alınan oksijen vücudun sıvı dengesini korur, yaşam kalitesini arttırır.

Suyu çiğneme sanatı felsefemize göre; oksijenle zenginleştirilmiş suyu bir müddet ağızda beklettikten sonra içersek, damakta bulunan kılcal damarlar sayesinde, oksijen ve su kana daha çabuk karışır. Bu yolla bağırsaklarda şok etkisi oluştuğundan oksijen ve suyun emilimi hızlanmaktadır. Genel bir yıkanma oluşur. Bu sayede de hazım ve sindirim kolaylığı sağlanır.

Oksijen; başlı başına performansımızı etkileyen en önemli etken madde olup, doğru yöntem ve miktarlarda alınan oksijenin pozitif değerlerini şöyle sıralayabiliriz.

* Kandaki mikro sirkülasyonu arttırır.

* Hücre yenilenmesini dolayısıyla gençleşmeyi sağlar.

* Enfeksiyonların oluşmasını engeller.

* Tansiyonunuzu normal seviyede tutar.

* Hücrelerin enerji ile beslenmesini sağlar.

* Zihinsel ve fiziksel kapasiteyi arttırır.

* Cilt yaşlanmasını yavaşlatır.

* Algılamayı arttırır.

* Konsantrasyon güçlüğünü ortadan kaldırır.

* Vücudun ihtiyacı olan sıvı ve oksijen dengesi sağlanır.

* Zihinsel, fiziksel ve ruhsal dengenin korunmasına yardımcıdır.

* Performans, enerji artışı görülür.

* Uykusuzluk sorununu ortadan kaldırmaya yardımcı olur.

* Hazmı sağlar. Karaciğeri toksinlerden arındırır.

Kısaca ben; "Daha Fazla Tazelik ve Lezzet İçin Daha Fazla Oksijen Miktarı Arttırılmış Su'' diyorum.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, oksijenin tek başına alınması halinde zindelik ve canlılık sağlayacağı ama aşırı iştah hissi vererek çok tüketmenize neden olabileceğidir. O nedenle direkt oksijen alımı ile sözünü ettiğimiz oksijenli su alımını birbirinden ayırarak değerlendirmemiz gerekiyor. Benim koku molekülleri ile negatif hisleri kontrol etmeye çalıştığım oksijen içerikli ürünleri, çok dikkatli ve bilinçli kulllanmamız gerekiyor.

Yukarıda da anlatıldığı üzere hergün bilinçsizce içtiğimiz ama çok önemli bir yaşam kaynağımız olan suyun, önemini ve metabolizmaya olan etkisini çok iyi kavrayarak bunu kendi zayıflama programımızda kullanır hale getirmemiz gerekiyor. Su alımınızı; pozitif düşüncelerle, yudum-yudum içerek, kısaca Suyu Çiğneme Sanatı'nı uygulayarak yerine getirmeyi başarabilirseniz, ideal kilonuza indiğiniz zaman, bunu kalıcı hale getirebilmek adına en önemli yardımcılarınızın da buna benzer, basit ama etken kavramlar olduğunu unutmayınız.

                                                                                                  Halil KARGULU
                                                 

« Geri